Yakup Erdem - Genç Yazar

Yakup Erdem - Genç Yazar

Araştırmacı Yazar

Yakup Erdem'Hatice Uçar Ropörtaj (Ailesiz Toplumun Sıkıntıları...)

24 Nisan 2020 - 17:24

Soru1) Aile ve toplum konusunda genel düşünceniz ndir.
Cevap1) Genel manada aile, makro boyutta yapı taşıdır. Toplum, her ne kadar bireylerden oluşur seklinde tanımlansa da, mikro boyutta birey olmak üzere, makro boyutta, bireylerin, birliktelikleri neticesinde meydana getirdiği aile gruplarının oluşturduğu en üst basamak grup yahut topluluktur.
Aile, fertlerden meydana gelmekle; kendisine dünya düzeni ve de işleyişi bağlamında bireyleri egitme noktasında görev düşen, meydana getirdiği toplumun yapısını düzenini ilerleyişini ve hatta 
süregelirligini sağlama konusunda yükümlülük düşen bir toplum parçasıdır. Kanaatimce de en asli parçadır. Zira toplum dediğimiz bütünleşik olgunun devami ve sürekliliği aile yapısının varlığıyla hayat 
bulup gerçekleşebilir.
Dünyevi düzen hususunda aile yapısının var ve saglam olması gerektigine inanan ve bunu savunan biriyim. Çünkü aile dedigimiz kurum/oluşum belli bir nizama binaen, belli kurallar, olgular ve akitlee üzerine inşa edilerek ilerletilir. Insanlarin/bireylerin erkek ya da kadın farketmeksizin kendilerini fiziki ya da hissi güvene alma içgüdüsü ve de istegiyle oluşturdukları aile, bir düzen çerçevesinde topluma bireyler yetistirip kazandırır. Bu da toplumun kendini devam ettirebilmesi,döngüyü sürdürebilmesi demektir. Bu sebeple aile, toplumun yapı taşı, toplum ise ailenin, var olma konusunda bir nevi tetikleyicisidir, teşvik edicisidir diyebilirim. 

Soru2) Ailenin toplum üzerinde etkisi nedir.
Cevap2) Ailenin, toplum uzerinde etkisi, aile tanımında da ifade ettiğim üzere, toplumun temel ve yapi tasi olması hasebiyle toplumun özelliğinin belirleyicisidir. Aile, bünyesinde yetiştirdiği bireylerle topluma yön verir. Toplumun hangi değerler üzerine kurulacağını, hangi özellikleri baz alarak şekil alacağını yahut hangi kuralları düzen kanunu olarak belirleyip, sınırlarını nasıl çizeceğini belirler. Bir nevi ailenin karakteri toplumun karakteridir diyebiliriz. Iyi eğitilmiş yahut kendini iyk eğitmiş aile, egitilmis ve egitilmeye yatkın, egitime hevesli ve açık bir toplum demektir. Keza, siddetin kom gezdigi aile, siddetin bir insanlık suçu ve gayri-insani bir davranış olduğuna ikna edilemeyen toplumu tanımlar. Fakat burdan, ‘toplumu olusturan her ailenin ozelligi birviri ile aynıdır’ gibi bir anlam çıkarmamak gerekir. Hayır! Insan popülasyonu, icerisinde karakter farklılığı barındırır. 
Netice itibariyle ailenin bireylerden olustugu gercegi gözümüzün önünde iken, aile gruplarının tek tür ya da tek düze olmasini bekleyemeyiz. Aile yapilari da, insan karakterlerine endeksli olmalarindan ötürü fatklilik gosterir. Ancak aile karakterleri her ne kadar farklilik arzetse de toplum dedigimiz büyük yapi, aile gruplarınca kabul görmüş, aile gruplarinca oluşturulmuş özelliklerin baskin ve yaygın olanlarını kendisine karakter olarak kabul eder ve ortak değer/kural addederek uygular. Türk toplumunda var olan adetler, töreler, gelenek ve görenekler bu baskin tercihelere ve kabul görmelere birer örnektir. 
Örneğin, aile yapısının kendi icerisinde ‘ayıp’ kabul ettigini toplum da ‘ayıp’ kabul etmis, toplumsaal kural olarak bünyesine katmıştır. Haliyle de genel toplum duzeni sağlanmıştır. Özetle; aile, toplum dediğimiz büyük yapının hem kural koyucusu/belirleyicisi hem de duzen sorumlusudur diyebiliriz. Bu etkilesim ve neticeyi sadece bireysel bazda düşünmek bence biraz eksik kalır zira birey ilk egitimine aile kurumu içerisinde başlar ve bireyin aldigi o ilk aile egitimi basta bireyin kendisi olmak üzere toplumun da karakterini belirler.

Soru3) Toplumun aile üzerindeki etkisi nedir.
Cevap3) Aslına bakarsak, ailenin toplum uzerindeki etkisi ile, toplumun aile üzerindeki etkisini birlikte degerlendirmenin konunun izahi açısından daha toparlayıcı ve anlaşılır olacağı kanaatindeyim. Nitekim aile ve toplum, birbirlerini sürekli evrilmeye iten, degişmeye bir nevi zorlayan, daimi sekilde etkileşim halindeki mikro ve makro düzeyde iki gruptur. Ailenin kendisinde yapacagi olumlu-olumsuz herhangi bir değişiklik/farklılık, toplumun kendini farklı yönlere,konulara,kanunlara ya da karakterlere açması, kendisine yeni ihtimaller doğurması demektir. Ve bu ailesel degisimler, toplum içerisinde var olmaya, diger aile gruplarınca benimsenip çogalmaya ve neticede üstünlük/çoğunluk elde etmeye başladığında bu degişim artık toplumun karakteri halini alir. Buna karşılık, toplum bu degisimi kendine kural ya da özellik olarak addettiginde, bu değişimin kabul görmedigi azınlıkta kalan aile grupları da bir noktadan sonra kendisini zarureten bu degişimin içerisinde bulur ve ayak uydurmaya baslar. 
Bazen farkinda olmadan bazen de bilincli olarak. Ve biz bu duruma ‘toplum baskısı’ adını veriyoruz. Bu da şu demektir ki; baskı olgusu, çemberine aldığı her durum için istemsiz de olsa bir degişimin 
gerçeklesmesidir. Bir nevi sindirme durumudur daha net bir söylemle.
Toplumun aile uzerinde etkisi de bu durumla izah edilebilir.Aile gruplarının birbirine sirayet ettirerek başlattıkları bir degisim yahut farklılık dalgası toplum dahilindeki aile gruplarinca kabul gördüğünde, bu genel kabul, artik, kendisini kabul etmeyen aileleri de bünyesine katmak adina bir noktadan sonra baskı halini alir. Bu da direnen yahut kendi kabugunda bir aile grubunun kendinden taviz vermesi demektir.

Soru4) Aile kavramının tanımını yapar mısınız. Aile bir toplumda hangi sebepler dogurur hangi sebeplerin önünü keser.
Cevap4) Kapalı toplumlarda bahsettigimiz bu aile-toplum dönüşüm döngüsünü bariz ve sık 
görmeyebiliriz fakat Türkiye gibi , her ne kadar kapalı yahut yaygın deyimle muhafazakar gorunse de dunyaya açık toplumlarda, bu dönüşüm döngüsünu cok net gorebiliriz. Özellikle ailelerin deger yargilarini, karakteristik ozelliklerinin, sınırlarının,kurallarının ve hatta bu toplum nezdinde dünden bugüne en buyuk karakteristik özellik olarak taşıdığı ‘ saygı, mahrem,hoşgörü ve daha da mühimi merhamet" gibi unsurlarının aşağı yukari yok sayılma eşiğine geldigini, ragbet ve tercih kaybına uğradığını gormekte zorlanmayız. Ne yazik ki zorlanıyoruz da!
80’li yılları sadece dinlemekle ogrenmeye çalışmış bir 90’lar çocuğu olarak, günümüz toplumu ve aile yapısına haliyle 90’lar gözüyle bakıyor karşılaştırma yapıyorum bir cok husus ve noktada. Her 10 yılı bir kusak varsayacak olursak, ki 10 yılı bir kuşak saymanın sebebi, her 10 yıllık periyodda cocuk yetistirme şekli ve sonuçlarının degisiyor olmasıdır, 1990 2000, 2010 ve 2020 yillari nezdinde 3 kusak gormus biriyim. Gozlemlerim neticesinde ozellikle 2010 sonrasjnda aile ve haliyle toplum bazinda olusan dejenere ve bir nevi eksen kaymasina sahit olduguma inaniyorum, sorunuza bu baglamda yaklastigimda ailenin toplum duzenini saglama ve devam ettirme konusunda en stratejik birlik/kurum oldugu kanaatindeyim. Netice itibariyle toplumu olusturan sekillendiren aile yapisi, bireylerin birlikteligi ile saglanmis bu da toplumun insaası noktasında aileyi, topluma nasıl katki sağlayacakları, topluma nasil uyum sağlayacakları ya da toplumda neden olup olamayacaklari gibi konular hakkinda bireyleri egiten bir egitim mercii konumuna getirir. 
Bu aslinda bir anlamda ailenin toplum uzerindeki etkisi sorunuza da cevaptir. Bu minvalde aile kurumu bir nevi toplum terbiyecisidir de diyebiliriz ki bunu günümüz toplumunu ele aldığımızda cok net gorebiliyoruz aslinda. Soyle izah edebilirim. Bahsettigim uzere bir 90’lar cocugu olarak dünün ve bugünün aile ve toplum yapısını incelemeye irdelemeye tabi tutuyorum ara sıra. Lakjn bu kıyasta teknoloji, insanlarin yasam sekilleri ya da standartlari, kadınların is hayatında dün ve bugunku yogunlugu, sosyla medya -ki bu bir 
aile uzerinde degisimin en büyük ama en sinsi tetikleyicisidir-, insan uğraşları, talep-arz 
kolaylığı , insanlarin doyum esikleri, fatrkli aile yapılarının birbiri ile etkilesim yogunlugundaki degisim ve hız, insanlarin yonelimlerindeki farklilasma arzusu ya da göç hızı ve sehirlesmedeki denge ve yapılaşmanın yönü vs gibi bir cok kıstası baz almak zorundayiz saglikli bir sonuc elde edebilmek icin. Bütün bu etki maddelerini baz alarak yaptigin cikarim beticesinde insanalr 90’lar ya da 2000lerdeki deger yargilarinin onceliklerinin aliskanliklarinin bugun hatri sayilir oranda degistigini gördüm. Medyanin ve teknolojinin gelismesi/yogunlasmasi ike insanlarin iyi ya da kötü, olumlu ya da olumsuz her turlu bilgi ve goruntuye ulasma kolayligi artmış, haliyle bu durum  bireylerde dogal olarak da aile yapisinda degisimlere on ayak olmaya baslamistir. Örnegin dünün anne -baba saygisi ile bugunun anne-baba saygisi arasinda gozle gorulur farklar olusmus durumdadir. Dünün çocuklarının bilmediği akran zorbalığı, bugunun çocuklarının en yaygin tavri haline gelmis durundadi r ki bu da aslinda aile yapisinda olusmaya başlayan ve çogalan sözlü ya da fiziki siddetin bir gostergesidir ne yazik ki. Gerek tvlerde artik sıklıkla gormeye basladigimiz siddet, küfür, mustehcenlik ve asabiyet (isyan) dikte eder, ozendirircesine yayinlanan film ya da programlar; gerek cocuklarimizi basina terk edio kontril dahi etmw geregi duymadigimiz ama cocuklarin dokunduklari her tuşla ayri bir siddet ayri bir mustehcenlik ya da ayri bir intihar gibi sonuclara özendirici goruntulere maruz kaldiklari internet ortami -tabi bu ornekleri cogaltabiliriz-; farkinda olmadan birey ve aile karakterini yavas yavas ama muthis derecede etkileyen unsurlardir. Ve bizim bir cok ebeveyn ya da kisiden duydugumuz “ aman canım film/oyun iste sadece, ne olacak!” cumlesinde yatan tehlikeyi anlatmakta geciktigimizi düsünüyorum. Cunku insan psikolojisi asina oldugu herseyi meşrulaştırır. Ve insani, mesrulastirdigi hicbir seyi yapmaktan/uygulamaktan alıkoyamazsınız. Çünkü o durumdaki zarar kisi icin artik önemini yitirmistir. Hicbir yaptırımı ceza ya da vazgecme sebebi saymaz. Aile toplumda neye sebep olur ya da neye engel teskil eder diye sordunuz. Bu izah eşliginde gectigimiz yıllarda bizzat sahit oldugum bir olayla bir ornek vereyim. Gerçekten çok irkilmistim o gun. Isime gittigim güzergah uzerinde bir yetistirme yurdu mevcuttu. 
Sabahin 7:30’unda isime gitmek icin yola ciktigimda, yolumun uzerinde ellerinde bir paket 
sigara bulunan en buyugu 7-8 yaslarinda üç çocuğa rastladım. Üçü birlikte ellerinde bir paket sigara ve cakmakla bir bahceye yoneldiler ve haliyle ben de onlarin bulundugu noktaya yoneldim. Yanlarinda geldigimde diyalogumuz su sekildeydi:
“ -bu saatte burada ne yapiyorsunuz cocuklar? Sizin bu saatte evde olmanız gerekmiyor 
mu?
Bizim evimiz yok abla. Bu yurtta kaliyoruz.
-yurtta kaliyorsunuz demek. Peki sizin bu saatte dışarı cikmaniz yasak degil mi? Nasil 
cikabildiniz dışarı kimse gormesi mi sizi?
- yok abla kimse gormedi. Biz zaten pencereden kaçtık!
- cocuklar pencereden nasil kacabildiniz? ( ki burada ciddi manada sasirdim cunku cocuklar 
hakikaten o pencereden kacmak icin cok küçüktü. Yani baktigimizda sadece yaslari degil, 
boylari da cok küçüktü hele o pencere icin cok kucuklerdi)
- neden sigara var elinizde?
- iciyoruz abla ( yani 7 yaslarinda üç cocuk ve sigara!)
- peki bana sigarayi nereden aldiginizi gosterir misiniz cocuklar?
( Diye sormamla birlikte elinde paket olan cocugun diger cocuklarin agzini kapatarak )
-soylemeyin oglum, soylerseniz bur daha alamayız!
( ve elbette sonrasi malum)
Kaçın lan kaçın! “
Şaşkınlığımi gizleyemedim haliyle cunku hakikaten sadece 7 yaşlarindaydi hepsi. Ve 
cocuktu!. Bunu anlaturken kastım asla yurt bunyesinde yetismis çocukları/insanlari karalamak ya da yaftalamak degil kesinlikle. Yurtta yetismis ama hem insanlik hem mevkii olarak cok iyi 
seviyelerde cok guzel insanlarimiz da var bizim. Laakin bu hususta soyle bir ayirt etme noktasi mevcut ki o da direkt yurt mantığı ve mantalitesiyle yetistirilen çocuklar ile, yurt 
ortaminda dahi olsa aile sevgisi ve tavriyla yetistirilen cocuklarin farklilik arzediyor olmasi. 
Ne yazik ki. Devlet nezdinde de bu nokta artik dikkat cekmis ve dikkate alinmis olmali ki, devlet korumasindaki cocuklar icin artik kogus sistemli yurtlar yerine aile ortamini birebir yansiytan anne ve ablalarin cocuklarin bakımını ve yetistirilmesini üstlendigi sevgi evleri kurulmaya baslandi. Özellikle bizzat şahit oldugum bir örnegi baz aldim çünkü aileden ve aile ortamindan uzak çocukların ‘dur eşiği’ ne yazik ki gelismemekte ve sınırsızlık duygusuyla yetişen çocukların ileride kendini toparlayabilme yetisi, topluma saglikli bir birey olarak katilma ve katki saglayabilme ihtimali ne yazik ki aile yapisi içerisinde buyumus cocuga oranla cok daha düşüktür. Çünku Aile yapisi sevgi, merhamet, saygi gibi insani ve toplumsl ozelliklern 
kazanilmasi noltasinda en onemli mercii olmakla ayni zamanda kisinin kendisini insani ve toplumsal sinirlari asmamasi noktasknda da durduran bir nevi ‘frenleme’ sistemidir. Buradaa su sorulabilir ; aile olmadan da kanun ve nizam bunu saglayamaz mi? Acikcasi ben bu hususta ailenin kazandirmadigi bir ‘dur esigi'nin, yazili kanunlarla kazanılamadığını 
gorsugumu dusunuyorum. Çünku insan kisiligini/karakterini olusturmaya başladıgı dönemde aile kurallari ile ailenin karakteriyle muhatap olur. Bir birey icin cocukluk dönemi tam ifadeyle bilinçaltıdır. Aile dışına açılacağı ana kadar bilinçaltı, aile tarafindan islenir. Bu nedenle egitim ilk ailede baslar ifadesini kullaniriz zaten. Bu baglamda, aile ve toplum iliskisinde ailenin belirleyici rol oldugu geecegi karsimiza cikar 
diyebiliriz. Yani bir toplumda, herhangi bir mevzuda uç noktalarin yasanmamasi ya da 
yasanma sıklığı, siddet ve anarşinin varlığı-yokluğu ya da oranı, suça meyilli bireylerin 
sayısı ya da var olup olmamasi, bolgesel ya da genel durum ve olaylarda birliktelik/birlikte 
hareket etme duygu ve hamlesi, toplum icerisinde bulunan engelli, yaşlı, hasta gibi dezavantajlı gruolarin benimsenmesi veya dışlanması, kamu düzeni gibi akliniza gelebilecek büyük ya da kucuk olcekli her mevzuuda ailenin tetikleyici ya da engel tesvik edici rolu vardır ve bu ciddi bir varlık durumudur.

Soru5) Gezi olaylarına katılmışların büyük bir bölümünün aslında ruhsal bakıldıgında aileleriyle bagı olmayan insanlar oldugunu görüyoruz. Evde annesini babasını dinlemeyenlerin sokakta devlete taş attıklarına şahit olduk. Bu sorunun temeline indigimiz zaman nelerle yüzleşmemiz gerekir.
Cevap5) Bu sorunun temeline inebilmemiz icin aslinda dunden bugune degisen aile 
yapısını irdelememiz gerekekir diye düşünüyorum. Çünkü dün, kuralları ve sınırları fazlasıyla belirgin, etkiye daha kapalı bir aile yapısına haliyle de 
toplum yapısına sahip iken, bugün, kimi zaman sınırını cizemeyen ve belki de çizmeyen, kurallarını ve karakterini/yapısını ihlal etmekte sakinca görmeyen ve cogu zaman umursuzluk tercihi icerisinde gorebilecegimiz aile yapılarıyla 
karşılaşmaktayız. Bunda bir onceki sorunuz kapsamindaa bahsettiğimiz aile degisimindeki medya, çevre, degisen yasam şartları gibi etki maddelerinin bariz etkisinden bahsedebiliriz. Bu maddeler içerisinde yer alan özellikle 
medya ve teknolojinin gelismisligini en birincil, yataydan dikeye gecis yapan yerlesim duzeni ile , insanlarin dogadan topraktan ve hepsinden önemlisi komsuluk dedigimiz coklu insan iliskilerinden uzaklasip tamami ile betona 
hapsolmasi, manevi degerlere vakit ayirmaksizin -ki bu kavrami sadece inanc olgusuyla sınırlandırmamak gerekir-tamami ile maddiyata odaklanilmasi gibi durumlari ise ikincil etki maddesi olarak sayabiliriz. Düne baktigkmizda aile 
akavraminin icinin her manada dolu oldugunu gorurken bugun aile fertlerinin birbirine dahi sabredemeyen, birbirini anlamaktan dinlemekten, daha da vahimi anlamaya calismaktan yoksun, tabiri caizse sadece aksam yatar sabah 
kalkar bireyler haline geldigini gormekte zorlanmiyoruz. 
Yine kendi cocukluguma döndüğümde; benim cocuklugumda buyuk aile topluluklari vardi. Ve köy hayatı tarzi ozellikle daha benimsenirdi. Anne-
baba, cocuklar ve torunlardan olusurdu genelde aileler. Ve bu kalabalığın da bir samimiyeti bir hiyerarsik duzeni, bir saygi cercevesi vardi. Hata ya da yanlislari olmakla birlikte, tecrubenin her haliyle diger aile bireylerine aktatildigi, mahrem, saygı,duzen gibi bircok degerin yasanarak ogrenildigi ve aile buyukleeince telkin edildigi, toplum duzeni konusunda daha hassas ve 
toplumda bir duzenin var olmasi gerektigini kendi aile grubu icerisinde yasatarak ogreten/gosteren bir disiplinleri vardi. Cok net hatirladigim 
seylerden biridir mesela; en ufak mustehcenlik iceren argo yahut küfür iceren, zalimane roller iceren filmlerin asla ama asla izlenmemesi durumu. 
Fakat bu hassasiyetin bugun neredeyse yok oldugunu soyleyebilirim. Dün toplumun en keskin ve net degeri olan mahremiyet, bugun deger olmaktan cıkmış hatta kolaylikla cignenebilir bir duruma gelmistir. Dün kamu hakki diye bir degerimiz varken, bugun ne yazik ki yok olma raddesine gelmistir. Ya da dün ‘kanun' toplum nezdinde bir duzen saglayici olarak gorulurken , bugun 
cignenmekte beis gorulmeyen bir kural toplulugu halini almistir. Ve dün aile birlikteligi ehemmiyet arz ederken, bugun degisen sartlar medya, egitim maksatli ayri yasamlar gibi bir cok unsur aile birlikteligjni sekteye ugratmistir. Daha once de belirttigim gibi aile, bireyin ifratla tefrit arasindaki ‘dur' noktasidir. Sınırlayıcı kavranmayi kullanmayi uygun bulan biri degilim, ama, 
toplum kapsaminda yasayan hicbir bireyin, özgür olmakla birlikte, sınırsız, aşırı (uç) özgürlüğüne de taraf degilim. Âilenin dağıldığı ya da birliktelik 
amacını yok saydığı her toplumda bu uç noktaların ihlal edildigini, her ihlalin ise aile yapısını haliyle de toplumu aşırılıklara aşina kıldığıni, daha once de 
izah etrigim uzere aşinaligin ise bir noktadan sonra meşru görülmeyi getirdigini/tetikledigini düşünüyorum. Bu bağı yitirmis ya da aile bagj kopmus insanlarin aile dedigimiz yapiyi 
olusturmasi ve topluma yeni bireyler yetistirmesiyle de toplumda degisimi tetikleyen döngü devam eder ve bu döngüdeki sürekliliği durdurmanin ya da 
engellemenin bir yolu yoktur. Zira butun duaunce sekilleri kendi aurekliligini saglayacak bireyler yetistirir. Ve o bireyler aileleri, ailer ise toplumu 
olusturmaya devam eder. Insan fitratinda şöyle bir nokta var ki; kolaya, rahata ve kötüye daima meyleder. Bu da bir kez bozulan bir dusunce ya da 
yapının süregelirligi icin uygun bir ortam demektir. 
Gezi olaylarında peydah olan ve şahid olmak zorunda kaldığımız durumu da bu sekilde özetleyebiliriz kanaatimce. Burada kastim kisilerin sag ya da sol diye tabir ettigimiz görüşlere tabii olmalari degil elbette. Şöyle izah etmeye 
çalişayım bu noktada.
Insan, biyo-psiko-sosyal bir varliktir. Bu ne demek; insan biyolojik paikolojik 
ve de sosyal acidan etkilesim ihtiyaci duyar. Bu etkilesimde, saydığımız bu üçlemden herhangi birinin eksikligi ya da yoksunlugu insani kendini tam manasiyla tamamlayamamasi demektir. Ve bu etkilesim ilk ve ana etki olarak ailede baslar. Yani birey, toplum olmadan once aile olur. Bu yönden 
inanin/bireyin kendini karakter konusunda doyum noktasina eristirebilmesi her ne kadar aileden sıyrılmaya başladığı donemlerde mümkünmüş gibi 
düşünülse de aslinda bu doyum ve heterlilik noktasi aile icinde bulu dugu o ilk etkilesim donemlerinde gerceklesir. Bilindigi üzere insan bir aile icerisine dogar ve o aile insanin bireysel kimliginin olusmasi ve hayata adim atabilmesi noktasinda bireye ihtiyaci olan geri dönüştür. Zira insan, manevi ve duygusal bir ihtiyac silsilesidir. Dogdugu 
ilk andan itibaren, duymak gibi , ilgilenilmek gibi, ogrenmek, konusmak ya da sevilmek gibi bircok dönüte ihtiyac duyar. Soz konussu bu durum bize, saglikli bir birey olabilmek adina, ilk ve en anac ihtiyaclarinin aile tarafindan karsilandigi ve karsilanmasi gerektiği gercegini ifade eder. Bu sebeple, iletişimi kuvvetli, iliskileri hoşgörü, empati, saygi ve sevgi gibi hasletler 
cercevesinde ilerlemis ve ilerleyen, sınırlarını ahlaki, vicdani ve mesru boyutlarda/duzeylerde belirleyebilen, toplum ahlak ve duzeni konusunda 
kendisine bir rol ve gorev dustugunun bilincinde, yapisini ofke, siddet, kin gibi gayriinsani marazlarla olusturmamis bir aile icinde yetisen bireylerle, bu özelliklerin tam aksi bir aile yapisi icerisinde yetismis bireylerin toplum 
acisindan ayni guveni vermedigi ayni hissiyatlari tasimadigi gibi gerceklerle yüzleşiriz toplumsal vakalarda. Özellikle, bireyin, dogumdan sonraki ilk 
duygusu olan anne şefkatinin hissettirilmemesi, buyume evresinde ebeveyn sevgi ya da olgisinden yoksun kalmasi, keza yine bireyin, anne babasinin 
anarsiye meyilli olmasi ya daa kuralsiz -duzensiz bir yasami benimsemiş olmasi nedeniyle, cocukluk caginda bu ofke duzenine maruz kalmasi gibi 
durumlar, bireyleein, haliyle de bir kac kusak sonra olusacak aile yapilarinin, ve sonuc olarak da olusacak toplumun etkilenmesi demekrir. Anne ve aile sevgisinin bireyler uzerinde merhamet ve hosgoru gibi bircok insani dürtü ve duygulari tetikledigi, gelistirdigi ayni zamanda bilimsel bir gercektir. Karakter genlerle taşınmaz. Insan dogumdan itibaren maruz kaldigi ya da etkilesim 
kurdugu olgular, olaylar eylem ve de soylemler uzerine kendisinde olusmus bir karakterle karisir toplum icerisine. Elbette toplumun da katacagi bir cok özellik mevcuttur lakin, Anadolu knsaninin ‘insan mayasi' diye tabir ettigi ana karakter aile ile kazanilir. Ve o bireyin ileride karakter dezenformasyonuna ugrama ihtimali cok düşüktür. Yine suca karismis insan profillerini detayli inceledigimizde, bu insanlarin gecmislerinde ya aile kavramindan yoksun ya da bir aileye sahip olsa dahi siddet barındıran, iletisimi veya bagi kopuk bir aile düzeni icerisinde gayriinsani eylem ve soylemlere maruz kaldiklarini goruruz. Bu tablo da bizim 
icin aile varliginin onemli oldugunu, ama sadece var olmakla yetknmeyip, ideal ve yapici bir aile yapisinia sahip olunmasi gerektiginin ve gerekliliginin 
izahıdır. Gezi ve benzeri anarsi ve vandalizm iceren, toplum yapi ve duzenine kasti odaklanilmis bir cok olayda, bireylerde merhamet, aidiyet , empati, nizam ya da saygi gibi bircok insani duygu ve dusunce unsurunun gelismedigine sahit 
olduk. Gerek acilan pankartlarda toplumun maruz bırakıldığı, gerek atilan sloganlarda durulmaya kalkisilan siddet kin isyan icerikli cumleler olsun, 
gerek ozel ve kamu mallarina verilen ust duzey zararlar olsun, gerek bilincli ve kasitli yapildigi kendi beyanlari ile sabit, yakma, yıkma, hırsızlık vee yagmalama gibi eylemler olsun, ferek hedef gostererek sarfedilen kufur ve gayri ahlaki sozler olsun; gezi vb kalkismalara dahil olanlarin, almadiklari aile sevgisi ve terbiyesi dedigimiz insani nizamın yoksunlugunun/yoklugjnun bariz 
gostergesidir. Oyle ki, aileleri tarafindan yapilan aciklamalarin, bu anarsi ve vandallik icerir tabloyu olumlar nitelikteki aciklama ve destekleri ve tesvik edici cümleleri de bize yanılmadığımızi zaydesiyle net izah etmis, göstermistir. Kendi cocugunu bariz bir şekilde, tesvik ve destekle anarsiye 
siddete ofkeye yönlendiren ebeveynin ruhsal ve karaktersel olusmunu
tamamlayamadigi, karakter ve ruh olgunluguna erisemedigi kabul edilir. 
Zira bu durum bir siddet egilimidir ve siddete egilimli bir birey psikolojik/ruhsal acidan saglikli bir birey olarak kabul edilmez. Rehabilite edilmesi gereken bir durum ve vakadir psikolojide...


Sorularıma verdiginiz güzel yanıtlarınızdan dolayı ayrıca teşekkür ederim. Ben okurken çok keyf aldım ve bilgi edindim. Öyle tahmin ediyorum ki okuyanlarımız da aynı hazzı alacaklardır.