MÜSLÜMAN TOPLUMLAR NEDEN GERİ KALDI ?
Selma Önalan

Selma Önalan

Araştırmacı Yazar

MÜSLÜMAN TOPLUMLAR NEDEN GERİ KALDI ?

Ülkemizde bazı insanlar , yaşanan  herhangi bir olumsuz durumu bir şekilde İslam'a dayandırmayı adet haline getirmiş durumda .

Bu yanlış zihniyeti düzeltmeye çalıştığınızda ise ortak ağızları şu :

 

“Sizin gibiler yüzünden müslüman toplumlar hep geri kaldı…”

 

“ Zaten hep böyle olduğunuz için bu durumdayız ! “

 

“ İşte bu yüzden sürünüyoruz !.. vs…”

 

Hâşiye : (Hatta bir kadın cinayetini dahi dine bağlamaya çalışan bir

-kadın- a  bizzat şahit oldum )

Peki acaba biz gerçekten İslâmiyete uygun yaşadığımız için mi geri kaldık ?

Yaşanan olumsuz hâdiseler hâşâ yüce dinimizin hikmetli düsturlarından mı kaynaklanıyor …?

Yoksa aksine İslam'ı hakkıyla yaşamadığımız için mi  bunlar geliyor başımıza ?...


Ya da Müslüman olmayan ülkeler Müslüman olmadıkları için ya da bâtıl dinlerine uygun yaşadıkları için mi teknolojide vb. konularda ilerideler ?
 

Ya da geri kalmışlıkta ölçü nedir ?... Gelişmişliğin tek göstergesi Teknoloji üretmek midir ?

Tek gösterge zenginlik midir ?

 

Veyahut aslında insanı ve toplumu koruma amaçlı olan bazı sınırlar ve tesettür emri geri kalmış bir medeniyetin tezahürü müdür?

Yoksa tam tersi asıl gerilik , çamaşıra

( modern  ismiyle mayoya ) varana kadar olan bir açıklık saçıklık  mıdır ?...

Nedir?

Sorular sorular ...

 

Evvela  Müslüman ülkelerin büyük kısmı bugün geri kalmışsa bunun bir nedeni Allah' ın emirlerinin ve şeriatın her alanda hakkıyla uygulanmıyor olmasındandır .
 

Bir ikincisi de ümmet bilincinin askıya alınması ve bir halife başkanlığında toplanılamaması yani aramızda bir ittifakın olmayışıdır .

 

Oysa o , övüp   durduğumuz , özendiğimiz Avrupa ya da İslâm ülkeleri dışındaki diğer ülkeler ; aslında bizim yapmamız gerekeni yapıyorlar yani güçlerini birleştiriyorlar .
 

Varsa bir geri kalmışlık bunun bir diğer nedeni ise bu sayılan iki sebebin sonucu olarak ;

İslam'ı yaşamayan ve tam anlamıyla birleşmeyen (Haşiye 2)  ümmete karşı , küffarın güçlerini birleştirerek geçmişteki

" haçlı" zihniyetinin günümüz versiyonu olarak Müslüman coğrafyaya sürekli saldırmasıdır .

 

Haşiye 2 : Öyle ki şu sıralar aramıza soktukları  fitnelerinin bir sonucu olarak bazılarımıza hâşâ “ Arap köpekler“ dedirtmeyi bile başardılar ... Onlara helâl(!)  bize yazık olsun :(
 

Bu açığımızdan faydalanıp sürekli bahanelerle nefes aldırılmayan müslümanların çoğu hayat mücadelesi verirken ilimde , sanatta, teknolojide ilerlemeyi beklemek abes olacaktır.

Ayrıca Avrupa Medeniyetindeki güzel şeylerin ve sanatsal ilerlemelerinin temelinde İslam Medeniyeti olduğu gerçeğini de hatırlamamız lâzım .

 

***

Bediüzzaman'ın “geri kalmışlık “ meselesiyle ilgili mükemmel tespitleri  ve çözümleri  yukarıdaki tezlerimizin adeta sağlamasını yapıyor.

Lemalar adlı eserinde diyor ki Üstad :

 

Ey divane baş ve bozuk kalp! Zanneder misin ki "Müslümanlar dünyayı sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki fakr-ı hale düşmüşler ve ikaza muhtaçtırlar, tâ ki dünyadan hissesini unutmasınlar." Zannın yanlıştır, tahminin hatadır. Belki hırs şiddetlenmiş, onun için fakr-ı hale düşüyorlar. Çünkü mü'minde hırs, sebeb-i hasarettir ve sefalettir.  

Âyâ zanneder misin bu milletin fakr-ı hali, dinden gelen bir zühd ve terk-i dünyadan gelen bir tembellikten neş'et ediyor? Bu zanda hata ediyorsun. Acaba görmüyor musun ki Çin ve Hint'teki Mecusi ve Berahime ve Afrika'daki zenciler gibi Avrupa'nın tasallutu altına giren milletler bizden daha fakirdirler.

  Hem görmüyor musun ki zarurî kuttan

( gıda ) ziyade Müslümanların elinde bırakılmıyor. Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasbediyor.

İşte bu esaslara binaen ehl-i İslâm, dünyaya ve hırsa sevk etmeye ve teşvik etmeye muhtaç değildirler. Terakkiyat ve asayişler, bununla temin edilmez.

Belki mesailerinin tanzimine ve mabeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline(yardımlaşmaya) muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç da dinin evamir-i kudsiyesiyle ve takva ve salabet-i diniye ile olur.
 

***

Hem , insanın en önemli vazifesi kulluktur . Müslümanlar bu birincil vazifeyi yerine getirmeye çalışıyor.

İman etmeyenler ise bu görevin iptali nedeniyle artan bol vakitlerini , insanının diğer bir vazifesi olan dünyayı imar için kullanıyor ve  dolayısıyla da bu yönde ilerliyorlar . Bu gayet normal bir durum .

 

Evet müslüman  hem dünyası hem ahireti için çalışır . Ancak  bunu , asıl görevini ihmal etmeden ve dinden taviz vermeden  yaparak orta yolu bulur .Bunun başka yolu yok !

Biz , ahireti dünyasına göre zindan olan kâfirlere benzeyemeyiz . Benzemeye çalışırsak ona göre bir akıbeti de baştan kabullenmemiz gerekecektir ki …

Buna değmez !

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum