Vicdanın Şaşmaz Terazisi : Özeleştiri
Mücahit Demir

Mücahit Demir

Araştırmacı Yazar

Vicdanın Şaşmaz Terazisi : Özeleştiri

"Müslüman'ın; Allah'a, aklına, bedenine, ailesine, çevresine, içinde yaşadığı topluma, uzaktaki insanlara ve kardeşlerine karşı sorumlulukları vardır. Güvenilir, iyiliğin yolunu açık tutan, zararlı olanlara engel olan sorumluluk, sadece kendisinin ve ailesinin mutluluğunu düşünen bir bencillik değildir. İnananları, kendi ailesinden bilmek, bütün insanlara adil ve iyi davranmak, ortak iyiliği gerçekleştirmenin yoludur. İmanla iyi işleri bir bütün olarak ele almak yeni bir insanın inşaası için gereklidir: Emri bil mağruf ve nehyi anil münker'le kendisini vazifeli addeden her fert; bulunduğu her yerde ve her davranışta, müracaat edilmesi gereken bir vicdandır. Vicdan, kişinin söz ve işlerini; onaylayan, suçlayan, yanlış ve doğrularını gösteren ve topluca yargılayan bir yürek değildir. İnsanın kalbindeki şaşmaz terazidir. Müslüman eğer vicdan sahibi olmazsa ikili ve çoklu ilişkilerdeki sorunlar ve toplumsal çatışmalar giderilemez. Kötülük üreten odakların kirli senaryolarında, ayakaltında ezilen figüranlar olmaktan kurtulamazlar. Günahları affeden, kullarına merhamet eden Allah'ın, "birbirinizi affedin" emrine rağmen; Müslümanlar, anlaşmazlıkları neden nefrete dönüştürürler de, kardeş olmazlar? Allah'ın mülkü üzerinde ve O'nun verdikleri nimetler için, bu anlamsız kanlı kavga niye? " ( Bayram Karaçor ) 

" Mü’minler için sürekli bir özeleştiri yükümlülüğü vardır. Bir mü’min hakikat neredeyse oradadır, doğrular neredeyse oradadır. Özeleştiri kişiyi durmaktan korur, yorulmaktan korur, eskimekten ve yıkılmaktan korur. Nefsini kılı kır yararak hesaba çekmenin bulunmadığı bir yerde bir durgunluk, bir tekdüzelik, bir kısırlık vardır. Uyutucu ve uyuşturucu telkinler, bu kültürün uğramadığı bünyelerin barınağıdır. İnsan hakikat karşısında konumunu sağlıklı bir çerçeveye oturtacaksa bunu bir ahlâk haline getireceği özeleştiriyle yapacaktır. Kendisiyle hesabını, nefsiyle hesabını bitmiş sanan kişi, kendisini de bitmiş tükenmiş saymalıdır. Nefsini sorgulamaya kapalı bir kişilik kendi kendini aklayan bir kişiliktir. Bir mü’minin söyleyeceği varsa, bütün mü’minlerin söyleyecekleri de vardır. Eleştiriye set çeken her ses, bilinmelidir ki, kısık bir  sestir. Bir gür ses yükselecekse birgün, bu bütün mü’minlerin seslerinin birbirleriyle bütünleşmeleri halinde yükselecektir. Sözlerin, niyetlerin, amaçların ve amellerin bütünleşmesi isteniyorsa, önce yüreklerin bütünleşmesi gerekecektir.

Yüreklerin bütünleşmesi, birbirine her şartta açık olmalarıyla mümkündür. Birbirlerini dinlemeyenlerin, başkalarına dinletebilecekleri herhangi bir şeyleri olmasa gerektir. Her mü’min takvası ölçüsünde hakikat rahmetinden gönlünü doldurmaktadır. Bir sorumluluğu yüklenmek, bir sorumluluğu konuşmak ya da yazmak için günümüzün ölçütlerine başvurarak herhangi bir dereceye ya da makama çıkmaya gerek yoktur. Bütün biçimsel seviyeler yalan seviyelerdir. Hakikat nezdinde seviye yalnız takva ile ölçülmelidir. Bütün muvahhitlerin gönüllerine köprüler kurmak için her mü’min gönlünü onların gönlünün bir parçası bilecektir. Allah’ın bağışı olan her maddi-manevi nimet, bütün mü’minlere verilmiştir. Bu nimetler şu ve bu kopukluk, şu veya bu kişi için değildir. Yürekler çiçeklense ki,(aydınlansa) ki bir gün çiçeklenecektir(aydınlanacaktır), bu bütün mü’minler arasında her uç ayrıcalığın kaldırıldığı bir vakitte ya da bir vadide olacaktır. Bugün inananların karşı karşıya kaldığı badireler daha çok kendi aralarına koydukları kimi aşılmaz duvarlar yüzündendir. Bu duvarlar birlikte bulunmayı engellemekte, birlikte konuşmayı engellemekte, istişareyi imkânsız hale getirmektedir. Duvarlar, yürekler arasında dolaşıp durması gereken kardeşçe sıcaklıkları tersyüz etmektedir. Her biri soğukluğun ve gururun bir işareti sayılan bu duvarlar bir bir yıkılmazsa, bu duvarlar birgün hepimizin üzerine yıkılacaktır. - Kolay kolay empati yapamayan toplumlarda özeleştiri bilinci pek gelişmediği için bireysel fikirlerden ziyade kendini bir gruba ait hissetme duygusu gelişmiştir ve bu  alt kültür türünde insanlar akıllarından çok duygularıyla hareket etmeye meyillidir. -

Doğruluk, iyilik ve güzellik, yetkinlik, derinlik ve aşk içimizden herhangi birinin tekelinde, herhangi bir ayrıcalık unsuru değildir. Bilgi, ahlâk, sanat ve diğer güzel değerler bütün mü’minlerin ellerinde ve gönüllerinde yücelecek değerlerdir. Hepimizin malı olan, nice güzellikleri, yalnızca kimi ellerin tekelinde saymak, kendimize karşı sürekli bir güvensizlik doğurmaktadır. Bütün mü’minlerin bütün güzellikleri istidadı ve istihkakı vardır. Rabbanî bir sistemin üslubunu taşımak ve yaymak durumunda olanlar bilmelidir ki Rabbani bir nimet hiçbir zaman mutlu bir azınlığın tattığı bir nimet değildir. Rabbimiz gönül nimetlerini dileyen herkese dilediğince tükenmez hazinesinden dağıtmaktadır. Rabbimizin bu bağışlarını dar kalıplara koymak, bunları beşerî kimi ölçülerle dağıtıma tâbi tutmak, Rabbanî bakışa aykırı bir tutumdur. Mü’minler kibirden korunacakları gibi ölçüsüz küçüklenmelerden de korunmalıdır. Mü’mine yaraşan kişilik, her güzelliği hakkıyla yansıtan bir kişiliktir." ( Atasoy Müftüoğlu )