İnanıyorum o halde Yaşayabilirim
Mücahit Demir

Mücahit Demir

Araştırmacı Yazar

İnanıyorum o halde Yaşayabilirim

Kont Lev Nikoloviç Tolstoy, insanın kutsal bir varlık olduğuna canı gönülden inanmış ve kâmil bir insan olmak için ruhen ve bedenen her insanın gelişmesi gerektiğinin farkına daha genç yaşlarında varmıştı. Üniversite okurken bir seçim yapmak zorunda kalınca ne memuriyeti ne de çiftliklerinin ve arazilerinin başına geçmeyi kabul etmedi ve üçüncü bir yol olarak abisinin yanına teğmen olarak Kafkasya’ya gitmeye karar verdi; fakat burada savaşın soğuk yüzünün ona göre olmadığını anlaması uzun sürmeyecekti. Fakat doğduğu köyde ne yapacaktı. Askerliği esnasında yazdığı hikayeler olumlu eleştiriler almıştı ama o özellikle çocukları seviyor onlar için bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyordu, bunun için Avrupa’yı gezmeye karar verdi. Fransa, İngiltere ve Almanya’yı gezdi, okullarını verdikleri eğitimi araştırdı, katı bir disiplinin hakim olduğu ve eğitimin rekabet ortamından uzakta tek yönlü verildiğini müşahade etti, tek bir istisna dışında ki bu Marsilya’daki eğitim sistemiydi. Marsilya’daki eğitimin kendiliğinden olduğunu ve eğitimin sadece okullarda değil, gazetelerde ve kahvehanelerde de devam ettiğini ve konuştuğu sıradan insanların bile Avrupa standartlarının üzerinde kültürlü ve bilgili olduğunu fark etti ve bu sistemi Rusya’da da uygulamaya karar vererek bir okul açmak üzere geri döndü. Yasnaya Polyana Okulu kitap, defter, kalem ve notun bulunmadığı çocukların dilediğini yaptığı son derece özgür bir kreş gibiydi. Zaten okulun girişinde de “özgürce girin ve çıkın” ve "canının istediğini yap" yazıyordu. Dersler sabah öğleye kadar, öğleden sonra 3'ten 6'ya kadar devam ediyordu. Sabah dersleri bilgilendirmeye yönelik, öğleden sonraki dersler ise resim, müzik ve sanat dersleriydi.Tolstoy, işe aldığı öğretmenlerden günlük tutmalarını ve ilginç bulduklarını da kendisiyle paylaşmalarını istemişti. Tolstoy, eğitimde devrim denebilecek bu uygulamalarını herkese duyurabilmek adına okuluyla aynı adı taşıyan bir dergi çıkarmaya başladı.O zamanlar ülkede eğitim sadece imkanı olanların yararlanabildiği bir ayrıcalıktı.Cemiyetin ferde cebren hiçbir şey yaptırmaması gerektiğine inanıyordu."Okul her nevi sorulara cevap verebilecek mahiyette olmalıdır, halbuki okullarımız sual sordurmaya vesile hazırlamak değil, hayatın sorduğu sorulara cevap vermekten bile acizdir," diye yazıyordu dergisinde. Ona göre çocuklar öğrenmeye kendi rızalarıyla koşa koşa gelmeliydiler; zira eğitim iyi bir şey ise soludukları hava kadar gerekli görülmeliydi. O günün eğitim camiası bu fikirlere pek sıcak yaklaşmadığı için Tolstoy orada olmadığı bir esnada okula Çar’ın güvenlik güçleri bir baskın düzenledi ve bazı öğretmenleri sudan gerekçelerle hapse atıldı. Bu deneyimin ardından Tolstoy çiftlik işlerine dönerek 1862 yılında evlendi ve 15 yıl mutlu bir evlilik hayatı yaşadı, bu süre zarfında Savaş ve Barış ve Anne Karanina gibi baş yapıtlarını kaleme aldı. Fakat daha sonra 50’li yaşlarına doğru hayatı iyiden iyiye sorgulamaya ve ciddi ciddi ölümü düşünmeye başladı, “Nasıl yaşamalıyım? Ve “ ben kimim” gibi insanlığın kadim sorularına tatmin edici yanıt kesinkes inandığı bilimde bir türlü bulamıyordu. O güne kadar diğer soylular gibi dini değerleri küçümsemiş, bireysel mükemmelleşmeye inanarak yaşamıştı, bu Tanrı nazarında değil, başka insanlar karşısında daha iyi olma, diğer insanlardan daha meşhur, daha değerli, daha zengin olma arzusuydu; ta ki Paris’te giyotinle idam edilen bir adamı gözleriyle müşahade edene kadar: “Aklımla değil, bütün varlığımla kavradım ki, varlığın ve ilerlemenin hiçbir teorisi, bu cinayeti haklı çıkaramaz.” Aydınlanma vakti artık gelmişti. “Nasıl yapmalıyım?” sorusunu nasıl sorarsa sorsun, cevap: “Tanrı’nın yasasına göre oluyordu” “Benim şimdiki hayatımdan ne çıkar?” Sonsuz azap ya da sonsuz mutluluk. “İnsan ne ile yaşar?” Tanrı sevgisi ile. “Ölümün mahvetmediği anlam nedir?” Sonsuz olan Tanrı ile birleşmedir, cennettir.

Dini ve onun gereği olan ahlâk nosyonunu insan için vazgeçilmez önemini keşfeden Tolstoy: “ Öyleyse O vardır. O sonsuz yaşanan şeydir. Tanrı’yı bilmek ve yaşamak, bir ve aynı şeydir. Tanrı, hayattır.” Din, insanın kendisiyle sonsuz, sınırsız kainatla veya onun menşei ve ilk sebebiyle kurduğu ilişkidir. Din insan ile Allah arasındaki bağdır. Dinin esası insanın Allah’a bağımlılığının şuuruna varmasıdır. Din her insanın içindedir, kalpsiz nasıl yaşanmazsa dinsiz de yaşanılmaz fikirlerine sahipti. Kötüyü değil, kötülüğü yok etmeli, İyi insanlar, ancak böyle çoğalır. Tutuşturan elle değil, kıvılcımla mücadele etmeli. İyilik istiyorsak eğer dünyada, ateşi kıvılcımken söndürmeli. Ona birisi kötülük etse, intikam almaya değil, işi düzeltmeye çalışıyordu. Birisi ona küfredince küfürle karşılık vermiyor, karşısındaki adamı güzel konuşmaya teşvik ediyordu. Kadınlara ve çocuklara aynı terbiyeyi veriyordu. Eşitliği bozacak herhangi bir ayrım yapmaktan çekin. Kardeşinin yardımına koş, kim olursa olsun! Yoldan çıkmış olanı doğru yola yönelt, düşeni kaldır. Şefkatli ve nazik ol, bütün yüreklerde iyilik ateşini yak, insanlarla mutluluğunu paylaş, bu temiz zevkin hiçbir zaman kıskançlık barındırmasın. Düşmanı bağışla, ondan intikam alma. Ona verdiğin tek karşılık iyilik olsun. Böylece, yüce kuralı yerine getirecek, yitirdiğin o eski yüceliğini tekrar kazanmış olursun. Anladı ki Allah, insanlardan borçlarını her şeyden önce sevgiyle ve iyi işlerle ödemelerini istiyor.

Ona göre ahlâki ve dini eğitimde bulunması gereken önemli ilkeler: şiddetin yerine sevginin esas alınması, başkalarının dayatmaları yerine vicdanın sesinin dinlenmesi ve yaşamın sorgulanmasının gerektiğidir. Hristiyanlık’taki üçlü birlik inancı teslisin akılla izahının mümkün olmadığını gören Tolstoy, aklı saf dışı bıraktığı için Hristiyan’lığı eleştirmiş ve İslâmiyet’i ve Hz. Muhammed(sav)’i akla verdiği eşsiz değerden ötürü çekinmeden övmüştür.

Bir insan olarak birçok çileler çekerek ulaştığı o muhteşem sonucu Tolstoy şöyle haykırıyordu: İnsanlara şunu söylemek istiyorum. “ Sevgili kardeşlerim! Niye kendinize ve diğer insanlara işkence ediyorsunuz? Niye insanların yaşamlarını değiştirmeye ve iyileştirmeye, insanların kendilerini de değiştirmeye ve iyileştirmeye çalışıyorsunuz? Bunu ne siz, ne de başkası yapabilir. Ama insanların yaşamlarını değiştirmeye ve iyileştirmeye çalışmak, hem size hem de diğer insanlara zulümdür; sizin ve onların yaşamlarına zarar verir. Dünyadaki hiçbir insan diğer insanlarda reform yapmak için görevlendirilmedi ve bu yüzden hiç kimse bunu yapamaz. Herkesten yalnızca kendisinden reform yapması ve kendisini iyileştirmesi beklenmektedir. Herkes bunu yapabilir ve yapmalıdır.“

“Hayatınızı Allah’ın iradesini gerçekleştirmek için yaşayın ve bilin ki, ancak bu yolu izleyerek hayatınızı meyvedar kılabilir ve ıslah edebilirsiniz.“

Kaynak : Miraç Canal / Gazi Ünv. Yüksek Lisans Tezi 

YORUMLAR

  • 0 Yorum