"And Çıkmaz Sokağı"
Mücahit Demir

Mücahit Demir

Araştırmacı Yazar

"And Çıkmaz Sokağı"

Uzun zamandır gündelik siyasi konulara girmemeye özen gösteriyordum; ancak son günlerde yaşanan gereksiz "And tartışmasının" Cumhuriyet tarihimizde Kurtuluş Savaşı'ndan beri sağlanan en geniş mutabakatlı savunma hattının tarumar edilme potansiyeli karşısında söylenmesi gerekenleri söylemenin "ekonomik darbe" girişimini zar-zor savuşturmayı başarmış ülkemiz için yapılması gereken vatanî bir görev olduğu bilinciyle düşüncelerimi kamuoyu huzurunda açıklamak istiyorum.
Ben daha önce demiştim demeyi hiç sevmiyorum; ama ne yazık ki, pek çok defa söylemek zorunda kaldığım gibi bir kez daha söylemek zorunda kalacağım: "İnsan nisyan ile malül" ve çok sık unutuyor. Bundan 2 yıl önce bir "Haber Analiz başlığında" demiştim ki; Tankın yapamadığını Kılıçdaroğlu yapabilir mi, yaparsa CHP'de ona kim kazan kaldırır ? Şimdi bugünlerde nereden çıktığı belli olmayan bir mahkeme kararı ülkemizde milli kuvvetleri dağıtma, parçalama ve yok etme riskini içerisinde taşımaktadır ve "pamuk ipliğine bağlı" olduğu anlaşılan Cumhur ittifakının bitmesiyle de kısmen başarılı olmuştur. Danıştay hukukî olmayan siyasi bir karara imza atmış ve belki hiç de istemediği halde ülke siyasetini tam anlamıyla alt-üst etmiştir. Bu olay üzerine "Amerika'nın darbeyle yapamadığını; acaba, Danıştay kendi ülkesinin ayağına kurşun sıkarak yapabilir mi ? sorusunu sormak, nedense aklıma geliverdi. Tüm Ulusal kuvvetlerin, üzerinden 2,5 yıl geçmesine rağmen "15 Temmuz Hain Darbe" girişimiyle ne yapılmak istediğini unutmaması, büyük resmî görmesi ve gündelik kısır siyasi çekişmeleri bir kenera bırakıp önceliği, Türkiye'nin bağımsızlığına ve milli menfaatlerine vermesi gerekmektedir ve bu aynı zamanda kaçınılamaz bir sorumluluktur. Tabiki, Başkanlık Sistemi'nin henüz tüm kurum ve kuruluşlarıyla rayına oturtulamaması, darbe başarısızlığı hazmedemeyen güçleri cesaretlendirmektedir. Ortak devlet aklının bu hususta harekete geçirilmesi çok önemlidir, piyasa ekonomisi ülkenin içerisindeki psikolojik durumdan etkilenmekte ve güvensizlik algısı iş adamlarını -lüzumsuz yere- tedirgin etmektedir. Bu ekonomik güven ortamının ilgili paydaşlarla birlikte, geniş bir konsensüsle, bir an evvel tesis edilmesi aciliyet arzetmektedir. Daha sonra Başkanlık Sistemi'nin her alandaki köklü sorunlara ne gibi çözümler getireceği kapsamlı raporlarla ilgililer tarafından titizlikle hazırlanıp, halkımıza anlatılmalıdır. Bunların yapılmasının ülkedeki ekonomik istikrar ortamının ve güven algısının sağlanmasına önemli katkılar sağlayacağı muhakkaktır. Devlet aklı'nın tekrar devreye girmesi ve ortak aklın işletilerek devlet işleyişinin en rantabl şekilde nasıl kullanılacağı üzerinde pratik kararlar alınması bir sonraki sürecin ilk adımlarını teşkil edebilir. 

Gelir adalatsizliğinin azaltılması, sanayinin çeşitlendirilerek geliştirilmesi, gerekirse yurt dışı ortaklıkların kolaylaştırılması, bazı stratejik alanlarda üretim yapılabilmesi için özel teşviklerin planlanması, kısa vadede sosyal politikaların ve nitelikli insan sayısının artılmasının hedeflenmesi ülkemizin geleceği için doğru bir yol haritası olacağı kanısını taşımaktayız. 

Eğitim sistemimiz kısır tartışmalara kurban edilemeyecek kadar değerlidir. Çağın gerektirdiği, bilimsel temellerin ışığında; çocuklarımıza kendi kültürel değerlerimizi de aktararak onları hayata hazırlamalıyız. Askerî bir disiplin içerisindeki orduda tek tipleşmenin esas olduğunu; okulda ise bireyselleşmenin ve farklılaşmanın esas olduğunu göz önüne alarak herkesin farklı bireysel özelliklerinin ve meziyetlerinin bulunduğunu ve öğretmenlerin bunları keşfederek çocukları yetenekli oldukları alanlara yönlendirerek, her bireyin sevdiği bir dalda uzmanlaşması daha mutlu bireyler ve daha mutlu bir gelecek olarak bize döneceğini de asla unutmamalıyız.