CHP'DE SİYASİ TUTARLILIK SORUNU  DEĞİŞMEYEN ZİHNİYET?
Hasan Alparslan

Hasan Alparslan

Araştırmacı,Gazeteci-Yazar

CHP'DE SİYASİ TUTARLILIK SORUNU  DEĞİŞMEYEN ZİHNİYET?

20 Mart 2018 - 08:31 - Güncelleme: 21 Mart 2018 - 12:03

Halkın hassasiyetlerini ve kutsiyetini yok sayanlar. Karganın kılavuzluğunda oturup, kalkanlar. CHP’yi günden güne eritip, bitirenler. Ülke adına hiç bir hizmet ya da proje üretmeyenler,.Vatanın varlığını, dirliğini ve birliğini hiçe sayanlar, değer vermeyenler, sahiplenmeyenler ve silip atanlar. Tek partili İnönü döneminden bu yana yaptıklarının sorumluluğunda bin düşünüp, bir konuşması gerekirken şimdi de ADAP bilmezliğinin, şımarıklığının kılıfı ile hayal görüyor olmalı ki, boyundan büyük laflar etmekteler

O dönemdeki tek tip CHP'ye ve CHP'lilere karşılık, bugün CHP içinde farklı ve sayısız CHP ve CHP'lileri gözlemlemekteyiz. Hal böyle olunca, CHP üzerine düşünürken, biz sıradan yurttaşların doğal olarak konuyla ilgili aklımıza gelen ilk soru; "Hangi CHP?" oluyor. Bu soruya verilecek yanıt, söylemden politikaya uzanan siyasi çıkışlarını veri aldığımızda "çok yüzlü CHP" şeklinde formüle edilebilir

‘’Çok yüzlü CHP" ile kastettiğimiz; liderin ve parti üst yönetiminin söyleminde olaydan olaya, gündemden gündeme, siyasa ve politikadan yasama etkinliğine uzanan zincirde tutarlılıktan yoksun olma halleri, bir başka ifadeyle siyasi tutarsızlıklarıdır. Tutarsızlığın partiler için en büyük riski; siyaseti, toplumu, bugünü ve geleceği okuma uğraşısında indirgemeci bir yaklaşıma kapılmadır ki siyaseten indirgemecilik siyasette kapsayıcılık yerine dışlayıcılığı benimseme gibi bir yönteme mahkûm kalmaya yol açar.

Son günlerin aktüel siyaset gündeminden yola çıkarsak, CHP'nin siyasi tutarlılık sorununu gözler önüne seren sayısız örnek mevcut.

Görülüyor ki, VATAN, millet, din ve bayrak sevgisi, insan şahsiyetinde yüce bir çizgidir. Her faninin ulaşamayacağı bir doruktur. Dünyadan bir şey beklemeyen, yaşamının tadını alamayan, insan mahiyetini ve yaratılışının gayesini kavramayan kişiler onun semtinden geçemezler.
Çünkü o,zorlu bir mücadeleyi *ben*den geçip *biz* için çalıştırmayı gerektirir. Yolunda gerekirse adlar, şanlar, kanlar verilir. Hatta onun uğrunda gözünü kırpmadan can verip toprağa girenler az değildir. İste böyle kutsal mananın ifadesidir, Vatanı, Milleti ve bayrağı sevmek.

Bir insanın benimsediği vatan aşkı, ne kadar büyük, ne kadar uzun vadeli ise, o insan ülkeye giden yoldaki bütün büyük ülküleri gerçekleştirebilir. Zaten büyük zirvelere ulaşmayı düşlemeyenler, küçük tepeleri bile aşamazlar. Lakin hem VATAN aşkı, hem millet sevgisi, hem de büyük hedeflere yönelmiş vefalı fedakârlığı benimseyip, onları gerçekleştirme kavgasını her kişi göze alamaz. Büyük sevdalar, büyük kafa, engin gönül, büyük yürek, sonsuz cesaret ister.

Bütün şahsi endişeleri, maddi menfaatleri, yüksek mevkileri bir çırpıda çiğneyip geçebilmeyi, bir tarafa fırlatıp atabilmeyi gerektirir. Onun için zordur vatan, millet ve bayrak sevgisi.. Onun için saygıdeğerdir bu asil duruşlu kadirşinas insanlar.

Emperyalizmin fırtınasından, faiz lobisinin baskısından, huzur ve istikrarımızı hazmedemeyen, birlik ve bütünlüğümüzü inkâr eden terörden, her gün değişken siyasetçinin olumsuz yalan furyasından, oy kaygısıyla çevrilen dolapların dişli çarkından kendini kurtarıp, her şeyini Ülke insanının hizmetine verebilmek, omuzdaşlarının vatan için can verip şehit olduğunu gördüğü halde.. VATAN, Millet, iman ve Bayrak aşkıyla sevgisinin inancını bir kat daha arttırabilmek her babayiğidin harcı olmasa gerek…

Halkımızın milli ve manevi hassas duyguları üzerinde kumar oynayan statüko ve vesayetçi anlayışla, demokratik unsurları da hiçe sayan tutumla, ülkemizin kalkınmasını, huzur ve güven içinde güçlenmesini, dünyadaki saygın yerini almasını hazmedemeyen zihniyete sormak lazım. O,günlerden bu günlere uzanan zaman sürecinde neler oldu?…
1) 1939–1950 yılları arasında Türkiye, sıkıyönetim ve ışık karartma ülkesi idi.
2) Ankara da basın –yayından şube müdürü olmayan sıradan bir memurun telefonu ile gazetenin kaç gün kapatılacağı tebliğ edilirdi.

3) Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ’NÜN resmini sağ üst köşeye koymadığı için kapatılan gazeteler vardı. Kendilerinin arzu ve istikametleri dışında yayın yapan gazeteler kapatılıyordu. Bu nedenle hemen hemen kapatılma cezasına uğramayan gazete yoktu.

4) Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Milli Şef diye anılırdı?
5) Vatanımızın kurtarıcısı M. Kemal ATATÜRK adı da unutturulmuş ve hatta resimleri kaldırılmıştı.
6) Kâğıt ve madeni paralar ile posta pulları üzerinde yalnız İnönü ‘nün resmi vardı. O’na ebedi ŞEF deniliyordu.
7) Darlık ve kıtlık ülkesi durumuna düşürülen Türkiye’de Ezan susturulmuş, camiler ahır haline getirilmişti.
8) Kurşun kalem ve toplu iğne dahi imal edilemediğinden karaborsa meta idi. Çivi dahi yoktu.
9) O dönemin idarecilerine göre ise Türkiye; Mükemmel Cumhuriyet ve kusursuz demokrasi ile idare ediliyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkan koltuğunun tepesinde, Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir diye yazmasına rağmen, tek parti dönemi ve idarecileri ile millet iradesi ve hâkimiyeti sözde kalmıştı.
10) Ülkemizde millet iradesi ve hâkimiyetinin birilerinin emir ve talimatı ile kılıf olarak kullanıldığını düşünenlerin ise vay hâline…
11) Hangi görüşü, düşünceyi(TİTRİ) taşıdığına bakılmaksızın soluğu “TABULUKTA” alırdı.
1950 de YETER SÖZ MİLLETİN dir diyerek bayraklaşan DEMOKRAT PARTİ bütün tabuları yıkmış, ülkemize huzur, güven, refah getirmiş ve demokratik yaşam koşulları ile insanlarımızın yüzleri gülmüştü…

Nedense… Vesayetçi ve statükocu zihniyet; kendi çıkar-menfaatlerinin ellerinden gitmesini ve alınmasını hazmedemediler. Ve neden? Niçin? Sebebinin bu gün dahi kafalarda bıraktığı soru işaretleri ile 1960 darbesine çanak tutmuşlar ve askeri cunta darbesi ile MİLLİ HÂKİMİYET ve DEMOKRASİ’Yİ ayaklar altına alınmasıyla, milletin hür iradesine pranga vurarak emellerine kavuşmuşlardı.
Demokrasi kahramanı rahmetli Başbakan MENDERES ve arkadaşları Hasan POLATKAN ve Fatin Rüştü ZORLU ile beraber 1950 de yeşeren demokrasimiz de darağacına asılıverdi.
Statüko ve vesayetçilik Anayasa tanzim edilmiş ve kendi hazırladıkları Anayasa kitabının sayfaları arasına TÜRK halkı sıkıştırılmış ve mahkûm edilmişti.
DEMOKRAT PARTİ tarihe gömülmek, istenmiş ve insanlarımızın HÜR iradesine pranga vurulmuştu.
Ya… Sonrası… Sonrası da 1971 muhtırası ile statüko ve vesayetçilik yeniden hortlatılmış Başbakan DEMİREL ‘de şapkasını bırakıp gitmek zorunda bırakılmıştı.

1980 darbesi ile de ülkemiz üzerine yeniden kara bulut gibi çöken zihniyet.. Darbe öncesi karanlık oyunları ile halkımız arasına nifak, niza tohumları ekerek ikiye bölmüş; Babayı oğul’a, kardeşi kardeşe, komşuyu komşuya düşman etme bedbahtlığını göstererek binlerce gencimizin ölmesine neden olmuş, binlerce insanımız ülkücü, sağ-sol ayırımı yapılmadan hapishanelerde işkenceler altında inim inim inletilmiştir. 
Ailesinden ya da yavrusundan kopartılmış insanlarımız yıllarca zindanlarda çürümeye terk edilmiş;”Biri sağdan, biri soldan” diyen O,darbecilerin talimatları ile onlarca gencimiz de İDAM edilmişti.

İşte bu ölüm ve işkence üzerine kurulan 1980 darbe Anayasasına şimdide kol kanat gerenlere, işkenceler altında inim inim inlemesine göz yumanlara; Yıllarca zindanlarda hiç yere hapsedilen ve darbenin yağlı urganlarında ölüme gönderilen gençlerimizin idam edilmelerine sebep olan O,zihniyete sormak lazım.
Ve de ..
Ne yapmak lazım?...
Statüko ve vesayet zincirine bağlı kalıp,
Halen o zihniyetteki siyasilerle karanlığa gömülmektense..
Demokrasinin ışığıyla kalkınmışlığa yürüyen, vatan ve millet aşığı siyasi kadro ile kucaklaşıp… 
Huzur, güven ve refah içinde aydınlığa kavuşmak lazım… Saygılarımla.. 

Hasan ALPARSLAN Araştırmacı Gazeteci- Yazar. 20 Mart 2018

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar