AKİF İNAN'IN ANISINA HÜRMETLE.?
Fahri Kopar

Fahri Kopar

Araştırmacı Yazar

AKİF İNAN'IN ANISINA HÜRMETLE.?

06 Ocak 2018 - 00:01

Mana eri bu yolda melül olası değil
Mana duyan gönüller hergiz ölesi değil
Ten fanidir can ölmez,gidenler geri gelmez
Ölür ise ten ölür canlar ölesi değil.
Hz.Yunus Emre.

Akif İnan'ın vefatının 17. yılı bu gün.
Tepeden tırnağa bir dava adamının vuslat yıl dönümü.
Dünya ve içindekilere Allah ve Resulu ne kadar kıymet verilmesini emretmişse o kadar kıymet verdi.
Benim diyen babayiğitleri yoldan çıkaran,sütünü sulandıran servet,şöhret ve şehvetin kışkırtıcı cazibesine dönüp bakmadı.
Davasından zerrece taviz kopartamadı hiçbir şey.
Ne dünya hazları onu ayartabildi,ne şöhretin baş döndürücü sarhoşluğuna kapıldı.
Ankarada Hacı bayram semtindeki eski bir Osmanlı konağında;
Üstadını tanımadan önceki zamanları anlatmak için
Kulluk bilinci içinde tevazu ile şöyle söylemişti bu fakire 
"Yavrucuğum,20 sene havanda su dövmüşüm"
Oysaki lise yıllarından beri kutlu davanın bir neferiydi o.
Fakat yapılan mücadelenin içine Rızadan gayrı karışan en küçük şeylerin ihlası bozduğunu,ve amelleri değersizleştirdiğini anlamıştı. 
Gerçek bir mürşid-i kâmilin rehberliği sayesinde.
Dostu,yol arkadaşı Necip Fazıl da aynı olayı şöyle ifade ediyordu.
"Tam otuz yıl saatim çalışmış ben durmuşum
Gök yüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum."
İslam ahlakını Anadoluya taşıyan Ahmet Yesevi (k.s.a) nin Alp-Erenlerinin zamanımızdaki temsilcisiydi.
"Toprağa konuk olalı gövdem / Göklerin gözleri üzerimdedir"
diyordu bir şiirinde.
Görüp gözeten,en gizliyi bilen bir İlah'ın varlığının her dem farkında olarak yaşadı.
Her adımını,her eylemini,her söylemini bu bilinçle yaptı.
Ve bir ahdi vardı onun
"Bir eteği tutmaz isem / Köle canı satmaz isem
Teneşirde yatmaz isem / Yazık bana vahlar bana." demişti.
Ve dediğini yaptı,Ebubekr-i sıddık'tan uzayıp gelen peygamber varislerinin altun kol silsilesinin eteğine tutundu.
Allaha söz verdi,ahd-ı emanını,tövbesini hiç bozmadı.
Üstadını Rahmet-i Rahmana uğurladıktan sonra bir tek dileği vardı.
"Bitirip şu kuru kara ekmeği./ Göç etsem diyorum yar ellerine" diyerek vuslatı bekliyor ve özlüyordu.
Norşin Uleması ve Şeyhlerinden Abdurrahman Taği (k.s.a) ve Şeyh Muhammed Diyauddin(K.s.a.)nin torunlarından Şeyh Hafit (Rahmetullahi aleyh) anlatıyor.
"Ben o gece rüyamda gördüm ki;bütün peygamber varisi alim ve veli zatlar,sadat-ı kiram toplanmışlar bir yolcuğa çıkmak üzereler.
Ben onlara sordum "kurban hepiniz toplanmış nereye gidiyorsunuz böyle.?"
Cevap verdiler "Senin haberin yok mu?,Akifin düğünü var biz Urfaya gidiyoruz."
Dava adamlarının tasına sadece çile düşen günlerde hiç geri adım atmadı.
Tuzsuz taş yalamaya benzeyen mavera yolculuğundan hiç geri kalmadı,durmadı bulanmadı.Billur bir pınarın denize kavuşmak arzusuyla,başını taştan taşa vurarak sürekli akması gibi hep akıp gitti..
Dava arkadaşlarının iktidarı ucundan yaklayıpta,davasının dünyalık nimetler vaadetmeye başladığında,birbirinin üzerine basarak ganimet toplamaya koşanlara acıyarak baktı,onlar adına üzüldü ve dünyalık birşey için vekarından vaz geçmeye asla tenezzül etmedi.
Ve işte gördüğünüz gibi 17 yıldır haber verdiği işler oluyor.
Peygamberler şehrinin temiz topraklarından bir destan yayılıyor.
"KİM DEMİŞ HERŞEYİN BİTİŞİ ÖLÜM
DESTANLAR YAYILIR MEZARIMIZDAN."

Bu yazı 492 defa okunmuştur .
Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar