Kızıl Sultan mı, Ulu Hakan mı?

Bir milletin gücü geçmişinde saklıdır. Bunun farkına varmadan gelecek arayanlar çoğu kere önündeki uçurumu görmeyen yarışçının durumuna düşerler...

Kızıl Sultan mı, Ulu Hakan mı?

Bir milletin gücü geçmişinde saklıdır. Bunun farkına varmadan gelecek arayanlar çoğu kere önündeki uçurumu görmeyen yarışçının durumuna düşerler...

Kızıl Sultan mı, Ulu Hakan mı?
Editor: admin

Özel Haber Muhsin İlyas Subaşı / Ülke Postası

Bize bugüne kadar okutulan tarihin maksatlı olsun ya da olmasın çoğu zaman inandırıcılıktan uzak olduğunu düşünüyorum.

Neden bunu söylüyorum, izah edeyim:
Cumhuriyet döneminde Sultan Abdülhamit, hep ‘Kızıl Sultan’ olarak tanıtıldı. Ders kitaplarında, bu şablonun dışında bir kimlik ifadesine rastladığımız oldu mu? Yok, hayır olmadı. Çünkü Batılılar bunu böyle istemişti.

Buna paralel olarak, kendilerini ilerici, çağdaş ve Batıcı gören kesimden, Sultan Abdülhamit Hakkında müspet bir değerlendirmeye rastladınız mı?  Hayır!

Mesela önemli bir isim gibi takdim edilen Tevfik Fikret, bir Ermeni militanın Abdülhamit’i öldürmek için düzenlediği bombalı saldırıyı, “Ey şahin avcı, attın ama vuramadın” gibi talihsiz ifadesiyle anlattı.

İlerici olmak geçmişine sırtını dönmek midir?

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletin aydını kendi ülkesinin geçmişine sövmemiştir. Fransa’da Krallığı, Rusya’da Çarlığı, Çin’de imparatorluğu devirenler, ülkelerinin geçmişine sırt dönerek gelecek aramadılar. Sistemi değiştirmek, bir ülkenin geçmişini reddetmek olmamalıydı. Bunu bu ülkelerin tarihine bakarak görebiliriz.

Bizde meşhur 31 Mart Vakasını düzenleyenlerden Filozof Rıza Tevfik Bölükbaşı hatıralarında, bundan bahseder ve “İngilizlerin gayesine hizmet uğruna Sultan’a büyük haksızlık ettiğimizi, onu tahttan indirdikten sonra anladım” , der. Niye der? Çünkü bu eyleminden dolayı mükafatını almak için gittiği İngiliz Büyükelçisi kendisine itibar etmez ve şu ifadeyi kullanır: “Siz Halifeyi tahttan indirdiniz, ancak Hilafeti indiremediniz. Onun bir Kuranla bir Sancak gönderdiği İslam ülkeleri ayağa kalkıyordu. Biz bu gücü kırmak istiyoruz. Siz bunu başaramadınız!” 

Bu ifadeler karşısında hangi ihanete alet olduklarının farkına varır ve kalkar, onun ruhaniyetinden özür dileyen uzunca bir şiir yazar. 
 

Bakınız, bugün ülkemizde bazı önemli kurumlar vardır. Bunların hepsi, bugün 150. 160. Kuruluş yıllarını kutlamaktadırlar. Bunları Sultan Abdülhamit kurdurmuştur: Tıp, Mühendislik, Hukuk fakülteleri onun döneminin eserleridir. O yıllardaki bütün Anadolu şehirlerinde İdadi(lise) leri açtırmış ve çocuklarımızın eğitilmesine çok önemli bir katkı sağlamıştır. Demiryolları onun döneminde yaygınlık kazanmış ve Hicaz Demiryolu inşa edilerek Hacca daha rahat gidişin yolu açılmıştır.

Batı’nın emperyalist emellerine hizmet eden dönemin aydınlarından önemli bir kısmı, bu okullardan yetişmiş olmalarına rağmen, bu ülkenin kaynaklarını hovardaca kullanarak, Türkiye’nin çöküşüne katkı sağlamışlar ve onunla da yetinmeyerek kendi tarihine düşman olmuşlardır.

Yanlış bir kanaat vardır; ‘tarih tekerrürden ibarettir’, diye. Hayır, tarihten ders alırsak o tekerrür etmez ve biz geçmişimizde yaşadığımız acıların felaketine yeniden uğramayız. 
Sonra, tarihin bize sunduğu çok önemli bir malzeme daha vardır; geçmişte bize yapılan düşmanlıkların kimler tarafından düzenlendiği ve ortaya çıkan sonuçları gibi! Bir millet, düşmanın tavrına bakarak kendisinin geleceği üzerinde çok önemli düşüncelere varabilir. 
Sonuç itibariyle; her millet geleceğini geçmişinden aldığı dersle düzenler. Biz de, artık uyanmalıyız. 11 Milyonla başladığımız cumhuriyet yürüyüşünde bugün 80 milyona ulaştık. Genç ve dinamik bir nüfusumuz var. Tarih kültürüyle bunları yetiştirebilirsek önümüz açıktır ve bizi kimse yakalayamaz. 

Unutmayalım, geçmişimizi reddederek geleceğimizi inşa edemeyiz. Çünkü toplum çınarının kökleri geçmişin küllerinden beslenmektedir.

Abdülhamit, bu gerçeği gören üstün bir devlet adamıydı. Düşmanlarının çıkarlarına hizmet etmediği için onların ‘Kızıl Sultan’, suçlamasını sahiplenen talihsizlerin ısrarından artık kurtulmalıyız. Onun kuşatılmış bir düşman ülkeler çemberi içerisinde baskıları kırabilmek için nasıl direndiğini iyi okuyabilirsek, kendisine giydireceğimiz keyfiyet gömleği çok daha iyi yerini bulmuş olacaktır.

Bir milletin gücü geçmişinde saklıdır. Bunun farkına varmadan gelecek arayanlar çoğu kere önündeki uçurumu görmeyen yarışçının durumuna düşerler. 

Bu nedenledir ki, Sultan Abdülhamit Han ülkemizin geleceğini gören ve buna karşı tedbirler arayan büyük bir devlet adamı ve tam anlamıyla da gerçek bir ‘Ulu Hakan’dır!

Özel Haber Muhsin İlyas Subaşı / Ülke Postası


YORUMLAR

  • 0 Yorum