KADİSİYE'DEN AFRİN'E?

Afrin'de askerlerimiz bütün dünyaya karşı savaşıyor. Dünyanın süper gücünün en iyi paralı askerlerini alt ede ede ilerliyoruz orada...

KADİSİYE'DEN AFRİN'E?
02 Mart 2018 - 07:56

Özel Haber; Gündüz Demirhan/Ülke Pstası

Yıl 636... Hz. Ömer Dönemi.
Dünyanın iki süper gücü var: Bizans İmparatorluğu ve Sasaniler...

İslam Ordusunun komutanı Sa'd bin Ebi Vakkas... Emrinde sekiz bin kişi ile ilerliyor. Hz. Ömer geride kim varsa göndermiş, destek yolda...

Diğer tarafta, yüz civarında fil ve mancınıklar ile ilerleyen Sasani Ordusu... Öncü kuvvetlerinin sayısı 40 bin. İki misli de geride destek geliyor. Başlarında komutanları Rüstem var.

İki ordunun arasındaki güç dengesi, kedi ile kaplan arasındaki fark kadar...

Şairelerin Sultanı Hz. Hansa, Kadisiye savaşına gönderdiği dört oğluna sesleniyor:
“... Din düşmanlarına, ilk hücum eden sizler olmalısınız
Sizler arkada değil, daima ön saflarda savaşmalısınız. 
Çünkü bu savaş, eski savaşlarınız gibi adi menfaatler uğruna yapılan çapulculuk ve yağmacılık hareketi değildir.
Bu cihadda emir Allah’tan, kumanda da Rasûlullah’tandır. 
Ya İslam Bayrağını dalgalandıracaksınız, ya da şehid olacaksınız.
Size başka sözüm yoktur.”

Çok çetin bir muharebe olur. İran direnişinin ve Mecusiliğin beli kırılır. Kahramanlığı dillere destan kumandanları birer birer öldürülür.

Süper güç, diz çökmüştür.
Her iki taraftan da kayıplar oldukça fazladır.

Şaire Hansa'nın dört oğlu da şehit düşmüştür.
Duasını eder...
“Yâ Rabbi... Bana emânet ettiğin dört kahramanı yine, senin dinin uğrunda fedâ etmiş bulunuyorum. Artık beni, şehid anaları defterine kaydeyle. Benim için şehid anası olmak yeterli bir ikrâmdır. Bunu benden esirgeme.”

Ne güzel bir annedir şairler/şaireler sultanı Hz. Hansa...

Ne güzel şehidlerimiz vardır bizim...
Yürüyüşü ölümü korkutan Hz. Hamza'larımız vardır.
Kanatlanıp uçan Cafer Tayyar'larımız vardır.
Sırtında kırk Bizans oku ile sancağı yine de dikmeye çalışan Ulubatlı Hasan'larımız vardır bizim.
Kellesini teslim etmeyen şehidlerimiz vardır.
Çanakkale gibi bir şehidliğimiz vardır...
Otuz kurşuna meydan okuyan Ömer Halisdemir'lerimiz vardır bizim...

Bu saydıklarım gibi daha niceleri vardır da bu sayfalara sığmaz...
Kısacası "şehidlik bir çağrıdır, tüm dünyamıza ve insanlığımıza..."

(Bazı bu konuda duyarlı ve hassas şahsiyetleri tenzih ederek söylüyorum.)
Biz, islam dışı bir millet miyiz de, şehidlerimize üzülüyoruz, askerlerimize acıyoruz.

Afrin'de askerlerimiz bütün dünyaya karşı savaşıyor. Dünyanın süper gücünün en iyi paralı askerlerini alt ede ede ilerliyoruz orada...
Askerimize moral lazım. Askere moral, gerideki hainlerin gırtlağına basmakla olur. Askere üzülmekle, ah u vah etmekle olmaz...
Kendimizi onların yerine koyalım... Ne hissediyoruz?

Akıllı olalım ve kendimize gelelim. Felaket çığırtkanlığı yapanlar kimin ekmeğine yağ sürdüklerini iyi düşünsünler.

Askere acınmaz.

Kurşun altında koşmak ne demektir? Bilenlerdenim...
Saçını okşayan, önündeki taşı parçalayan ve toprağı tozutup kaybolan kurşunların üzerine yürümek te ne demektir? Yaşayanlardanım...

Abilerim... Ablalarım... Kardeşlerim... Bacılarım...
Rica ediyorum.
Emrediyorum.
Askere acımayın.
Asker, gerçekten üşümez... Yorulmaz...Korkmaz...
Üşüyen, korkan ve yorulan sizsiniz.

Evladını gazi ya da şehid görmek istemeyen askere yollamasın. Bir etek giydirsin ve dizinin dibinde kendine çorba pişirtsin, çay demletsin.

Tamam... Askerlik profesyonel bir meslektir. Herkes asker olamaz ve belki de olmamalı... 
Şu bilinmeli ki, "benim evladım asker olsun ama şehid veya gazi olmasın" diyen kişiyi anlamak mümkün değildir.

Sahi vatan hainlerini ne diye eleştiriyorduk biz?

Şehidlik bir son değil başlangıştır.
Şehidlik bir çağrıdır tüm dünyaya ve insanlığa...
Ve şehidlere sakın ölüler demeyiniz.
Hepimiz Allah'danız...

Selam ve dua...

Özel Haber; Gündüz Demirhan/Ülke Pstası


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum