HER ALANDA DÜŞÜNCEYLE EYLEME YENİ AÇILIMLAR KAZANDIRMAK!

Türkiye Ondokuzuncu yüzyıldan, Yirminci yüzyıla geçerken, tercihini Doğu düşüncesinden yana değil, Batı düşüncesinden yana yapmıştır. Türkiye’nin kendi düşünce dünyasından koparılarak, başka bir düşünce dünyasını benimsemeye zorlanması, Anadolu insanının eylem dünyasında büyük bir çoraklaşmaya yol açmıştır.

HER ALANDA DÜŞÜNCEYLE EYLEME YENİ AÇILIMLAR KAZANDIRMAK!
22 Kasım 2019 - 20:36
Toplumlar varlıklarını tehlikeye, düşürecek bir meydan okumayla karşılaşmadan, köklü bir değişim sürecine girmezler. Toplumların dönüşüm süreci bilgi, düşünce ve eylemin, karşılıklı dayanışma içinde, el ele vermesiyle, hız ve yoğunluk kazanır. Düşünce eylemi, eylem de düşünceyi hazırlar. Düşüncenin çırağı olmayanlar, eylemin ustası olamazlar. Eylem düşünceyi etkili, düşünce eylemi güçlü kılar.

Toplumları harekete geçirecek düşünce, derin ve köklü, bir bilgi ve bilgelik, geleneğine dayanmadan, kendisinde eyleme geçecek gücü bulamaz. Bacon’ın dediği gibi, “Bilgi, güçtür.” Bilgi gibi, bilgelik de güçtür. Bilgeliğe dönüşen bilgi, toplumların dönüşümünde sürükleyici dinamiktir. Bilgi ve bilgelik gücü olmadan, ne düşünce ne de eylem olur. Dünyanın hiçbir yerinde, bilgiyi bilgeliğe dönüştüren, bilgelere vatanı sorulmaz. Bilgelerin ülkesi olur, bilginin ülkesi olmaz.

Toplumların değişiminde, bilgeliğe dönüşen bilgi, bilgiye dönüşen bilgelik, düşünce ve eylemi tetikleyerek, kitleleri ha- rekete geçirecek, peşinden sürükleyecek, ana dinamiğin, güç kaynağı olmuştur. Düşünce ve eylemle, güçlenen bilgi ve bil- gelik, zamanın eğilimleriyle örtüştüğünde, toplumların ekono- mik, siyasal ve kültürel yapılarında, büyük değişimlerin ateşleyicisi olur. Büyük değişimleri başlatanlar, liderlerden önce düşüncelerdir.

Değişimle gelen ödüller, değişimin öncülerine toplumla- rın, değişim yolunda katlandıkları acılar, karşılığında verilmiş kutlu armağandırlar. Dostoyevski’nin vurguladığı gibi: “Acılar insanları olgunlaştırırlar.” Acılarla yoğrulmayan insanların, kendileriyle birlikte, toplumlarını da değiştirdikleri görülmemiştir. Dünyada yeri ve zamanı gelince, kendisini değiştirmesini bilmeyenler, kendilerinde toplumları değiştirecek, gücü hiçbir zaman bulamazlar.

Düşünce ve eylem arasında diyalektik bir ilişki vardır. Düşünce eylemi, eylem de düşünceyi gündüzün geceyi, gecenin de gündüzü içinde taşıdığı gibi taşır. Nasıl gündüzde gece, gecede gündüz varsa, düşüncede eylem, eylemde de düşünce vardır. Eylem gücü, güç de düşünceyi ayakta tutar. Köklü bir düşünceye dayanmayan hiçbir eylem, kitleleri peşinden sürükleyemez. Eylem düşüncenin, hayata yansıyan, görünen yüzüdür.

Düşüncenin gelişmesi uzun dönemde, sonuç almayı amaçlayan, dinamik bir süreçtir. Eylem ise düşünceyi, hayata kazandırmayı amaçlayan, kısa dönemli bir süreçtir. Düşünce uzun dönemde gerçekleşirken, eylem kısa dönemde gerçekleşir. Düşünce eylemin habercisidir. Düşünce alanında konuşulan ve tartışılanlar, eylem alanında ete ve kemiğe bürünürler. Düşünce dünyasını zenginleştirmeden, eylem dünyasını canlılık kazandırmak mümkün değildir.

Türkiye Ondokuzuncu yüzyıldan, Yirminci yüzyıla geçerken, tercihini Doğu düşüncesinden yana değil, Batı düşüncesinden yana yapmıştır. Türkiye’nin kendi düşünce dünyasından koparılarak, başka bir düşünce dünyasını benimsemeye zorlanması, Anadolu insanının eylem dünyasında büyük bir çoraklaşmaya yol açmıştır. Bilgi ve bilgelik alanına yapılan bütün yatırımlar, milletin bereketli topraklarına değil de devletin çorak topraklarına yapılmıştır.

Türkiye’de uzun yıllar alan ekonomik, siyasal ve kültürel tıkanmanın kaynağında, devlet yapısıyla, toplum dokusunu,
birbirine yabancılaştıran, Doğu düşünce dünyasıyla, Batı düşünce dünyası arasındaki kan uyuşmazlığı vardır. Türk toplumunun kendi değerlerinden daha çok, kendisine yabancı Batı değerlerine bağlanmaya zorlanması, ekonomik, siyasal ve kültürel yapısında büyük çalkantılara yol açmıştır. Anadolu insanı hayatın her alanında, akıl almaz bir üretim güçsüzlüğüne düşmüştür.

Tarih içinde bilgi ve bilgeliğin zenginleştirilmesinde, düşünce ve eyleme dönüştürülmesinde, bir süreklilik ve bütünlük vardır. Düşünceye canlılık kazandıran amaçlar değişmez, düşünceyi eyleme dönüştüren araçlar değişir.

Dünyayı değişmeyen amaçlarla, değişen araçlardan yararlanmasını bilenler dönüştürürler.

Amaçlar ne kadar yavaş değişirlerse, araçlar da o kadar hızlı değişirler.

Toplumların değişiminde önemli olan değişmeden gelişmektir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum