Felsefe&Tasavvuf : Bilgelik Yolu

Felsefe deryasının içinde kaybolmadan aklını putlaştırmayan Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya verebilen erdemli filozofların söylediklerine kulak verdiğimizde, ayak izlerini takip e

Felsefe&Tasavvuf : Bilgelik Yolu

Felsefe deryasının içinde kaybolmadan aklını putlaştırmayan Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya verebilen erdemli filozofların söylediklerine kulak verdiğimizde, ayak izlerini takip e

Felsefe&Tasavvuf : Bilgelik Yolu

Felsefe deryasının içinde kaybolmadan aklını putlaştırmayan Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya verebilen erdemli filozofların söylediklerine kulak verdiğimizde, ayak izlerini takip ettiğimizde tasavvufî manada derin bilgisi olanların örtüşmeyi/aynîliği ve her 2 kaynağın da Allah'ın yarattığı en latif varlıklardan olan ve insana verilen"AKIL" nimetinin doğru kullanılması sonucu aynı kaynaktan fışkıran 1 tatlı su pınarı gibi onların ağızlarından çıkan hikmetli sözlerin içenleri mest ve sarhoş ettiği okuyanlar tarafından hayretler içerisinde kalınarak müşahede edilecektir. Evet, felsefe ve tasavvuf birisi "akla" diğeri "akleden kalbe" vurgu yapmış olmalarına rağmen ikisinin de aynı şeyi kastettiği 2 kesiminde önde gelen temsilcilerini önyargısız olarak inceleyen ve objektif olarak değerlendirebilen her ilim erbabınca kolayca itiraf edeceği; çok büyük ve çok güzel bir tevafukla karşılaşınca hayretler içerisinde kalmamak gerçekten mümkün değildir! Bunları söylerken elbette, bu değerlendirmeyi yapacak şahsiyetin her ikisine (felsefe/tasavvuf) de derin bir vukûfiyetinin ve yetkinliğinin olması gerektiği aşikârdır; çünkü birini tadıp diğerini tatmayan ikisinin de aynı kaynaktan beslenen bir pınar olduğunu ne yazık ki, anlayamayabilir. Daha önceki makalelerimizi takip edenler hatırlayacaktır, "Beyazıd ve Hallaç(1)"hakkında yaptığımız eşsiz araştırma haberlerini dikkatle okunduğu takdirde ve aşağıdaki pasajda anlatılanları da okuyup üzerine koyunca ne demek istediğimizi daha iyi anlaşılacaktır...


Özellikle 2 bölüm halinde yayınladığımız "Kendini Tanı!(2)" makalelerimiz ve bu yolda bir mesafe almak isteyen değerli okuyucularımız uzun yıllar süren bir düşünce çilesinin meyveleri olan "MOTTO" kitabı, ünlü düşünürlerin Aforizmaları'nı ezberler gibi okunabilecek ve youtube kanalı üzerinden Avangard 1 Sufî olan Dücane Cündioğlu'nun konuşmalarını ve diğer kitaplarını okumakla işe başlamak kendini aramaya bir türlü fırsat bulamayanların imdadına yetişebilir, tıpkı bizim imdadımıza yetiştiği gibi...

Bu açıklamalardan sonra şimdi de Sokrates'in ünlü Theaitetos diyaloğunu akademik bir makaleden iktibasta bulunarak ne demek istediğimize biraz daha yakından bakalım:  

" (...) Sokrates: Filozoflar pazar yerinin nerede olduğundan bile haberdar olmadan yetişirler. Ya da mahkemelerin nerede yapıldığını, ihtiyar meclisini, kamuyla ilgili başka bir yeri bilmezler. Kanunlar ve kararnameler sözlü olarak mı, yayınlanmış yazılı halde midir? Bu onların ne duyduğu ne gördüğü bir şeydir. Siyasi klikler için rekabeti, sosyal faaliyetleri, ziyafetleri, partileri rüyalarında bile görmezler. Bütün bunları bilmediklerini de bilmezler. Sadece bedenleri bu şehirde yaşar ve uyur. Zihinleri de Pindaros’un dediği gibi bu küçük şeylere dair ya çok küçük sonuçlar barındırır ya da hiç sonuç barındırmaz. Yüzeyleri ve dünyanın derinliklerini ölçerler. Gökyüzündeki yıldızların ölçümlerini yaparlar.

Theodoros: Ne anlatmaya çalışıyorsun Sokrates?

Sokrates: Yani şöyle... Burada Thales örneğini verebilirim: Thales yıldızlarla ilgili çalışırken bir kuyuya düşüyor. Thrakia’lı bir hizmetçi kız da ‘gökyüzünde ne olduğunu biliyor ama ayağının altındaki kuyuya düşüyor diye’ gülüp alay ediyor. Aynı alay hayatlarını felsefe yolunda harcayan tüm filozoflar için geçerli olabilir. Şu bir gerçektir ki, filozof kapı komşusunu bile görmekten acizdir. Sadece komşusunun ne iş yaptığını bilmemekle kalmaz, o bir insan mı yoksa başka türden bir canlı mı, bunu bile bilmez. Onun sorduğu asıl sorular, ‘insan nedir’ ve ‘insanı diğer canlılardan ayıran özellikler ve eylemler hangileridir?’sorularıdır. Bu onun asıl bilmek istediği ve keşfiyle asıl ilgilendiği şeydir. Şimdi ne demeye çalıştığımı anladın mı Theodorus?

Theodorus: Evet ve söylediklerinde haklısın da.

(...) Sokrates: İşte bunlar böyle iki tiptir Theodorus. Birisi gerçekten özgür ve boş zamanı olandır ve filozof olarak isimlendirilir. Basit ve işe yaramaz olarak görünmesine aldırmaz. Bir yatağın nasıl yapılacağını bilmez. Ustaca sözler söylemesini de bilmez. Fakat diğeri her türlü işte oldukça ustadır. Fakat konuşmalarını nasıl ahenkli hale getireceğini bilmez. Tanrıların hayatıyla mutlu insanların hayatını düzenlemesini bilmez.

Theodorus: Sokrates, eğer bu anlattıklarınla herkesi ikna edebilseydin dünyada daha çok iyilik daha az kötülük olurdu.

Sokrates: Fakat kötülüklerin tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir Theodorus.İyiliğin karşıtı olarak kötülük her zaman olacaktır. Kötülüğün Tanrı’ların arasında bulunmasına da imkân yoktur. Bu yüzden kötülük ölümlü doğa üzerinde etki yapar. İşte bu sebeple, mümkün olduğunca bu dünyadan çabuk kaçmaya çalışmalıyız. Bu uçma [kaçma], elimizden geldiği kadar Tanrı gibi olmak [to become like god so far as this is possible / ὁμοίωσις θεῷ κατὰ τὸ δυνατόν] tır. Ve Tanrı gibi olmak, bilgelikle birlikte adil ve ilahi/ dindar olmaktır. (173d- 176c) Tercümesini aktardığımız pasaj, görüldüğü üzere öncelikle pratik adam ve münzevi filozof arasında bir karşılaştırma içermektedir ve bu karşılaştırmanın büyük ölçüde Gorgias ve Devlet’in yankısı olduğu düşünülmüştür.

Pasajda Tanrı’ya benzeme (homoiôsis theôî) fikri, iyilik ve kötülüğün bir arada bulunmak zorunda olduğu bu dünyadan bir kaçış olarak yer almıştır. Filozof, öte dünyayı amaçlayan biri olarak bu dünyadan uçmak için bir çaba içinde görülmüştür. Bu çabası neticesinde filozof Tanrı’ya benzemiş olmaktadır. Annas’a göre, Sokrates’in kötülükten kaçmak için bu dünyadan öte dünyaya uçmayı salık vermesi, Platon’un insana biçtiği son fikriyle irtibatlıdır. Platon’a göre, bizim nihai sonumuz, Tanrı gibi olmaktır. Annas’ın Airus Didymus’tan yaptığı alıntıya göre sonumuzun Tanrı’ya benzeme olduğu fikrinde Sokrates ve Platon, Pythagoras’la uzlaşı halindedir. Annas’a göre, insanın sonunun Tanrı’ya benzeme olduğu fikrinin ilk bakışta çok mantıklı görünmese de bunun tekrar üzerine düşünmek gerekir: İlk bakışta Tanrı’ya benzeme fikrinin insanî bir son olması çok mantıklı görünmemektedir. Ancak bu sadece kısmen doğrudur. Zira biz, antik Yunan felsefesini, insanın nihâî amacını, insanın kendi doğasını gerçekleştirmek olarak okuyan –temelde Aristotelesçi, Stoacı ve Epikürosçu bakış açısı ağırlıklı bir okuma tarzına fazlasıyla akort edilmiş durumdayız. Alışkın olduğumuz bu okuma tarzı insanın nihâî sonunu, başka bir varlığa benzeme teşebbüsü olarak görmez.

Sedley ise, homoiôsis theôînin antik çağda genel olarak kabul edildiği üzere Platon’un amaçlarından biri olduğunu, fakat böyle olduğu halde, modern yorumlarda Platon düşüncesinin içeriğinde bile yer almadığını dile getirir ve sorar: “O halde kim haklı? Antikler mi yoksa modernler mi?” Buradaki görüş ayrılığının, Platon’un antik yorumcuları ile modern yorumcuları arasında olduğu açıktır. Fakat kendisi de modern bir yorumcu olarak Sedley, Platon’un felsefesinde Tanrı’ya benzeme eğilimini merkeze alarak kendisini –bir nevi– antik yorumcuların safında görmektedir.

Theaitetos’ta Tanrı’ya benzeyen filozof, dünyadan el çekmiş, münzevi, Pazar yerinin yolunu bile bilmeyen, sosyal ortamlardan uzak ve hatta kapı komşusundan bîhaber biri olarak sunulur. Öyle ki kapı komşusunun insan mı yoksa başka bir tür mü olduğunu bile bilmez. O sadece “insan nedir” sorusuna yönelir. Dolayısıyla Platon’un burada bizi karşı karşıya bıraktığı filozof tam anlamıyla tümellere yönelmiş, tikellerde ya hiç ilgisi olmayan ya da mümkün olduğunca az ilgisi olan biridir. Bu nokta, Platon’un sunduğu filozof portresinin niteliği ile ilgili görüş ayrılıklarının oluştuğu yerdir. Temel ayrışma, Tanrı’ya benzeyen filozof portresinin “bu dünyalı mı yoksa öte dünyalı mı” olduğu sorusunda gerçekleşmektedir. " [ Şeyma Kömürcüoğlu / Sakarya Ünv.Doktora Öğrencisi / Platon'la ilgili Makalenin tamamına erişmek için tıklayınız]

M.Mücahit DEMİR/Ülkepostası

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum