Akıl&Kalp biri diğerinin alternatifi olabilir mi?

Blaise Pascal ve onun yolundan giden Tolstoy'a dahi ilham kaynağı olmuş ve belki de Batı dünyasında ilk defa gerçeğe ulaşmanın 2 farklı yolu olduğunu söyleyerek önemli bir ayr

Akıl&Kalp biri diğerinin alternatifi olabilir mi?

Blaise Pascal ve onun yolundan giden Tolstoy'a dahi ilham kaynağı olmuş ve belki de Batı dünyasında ilk defa gerçeğe ulaşmanın 2 farklı yolu olduğunu söyleyerek önemli bir ayr

Akıl&Kalp biri diğerinin alternatifi olabilir mi?

Blaise Pascal ve onun yolundan giden Tolstoy'a dahi ilham kaynağı olmuş ve belki de Batı dünyasında ilk defa gerçeğe ulaşmanın 2 farklı yolu olduğunu söyleyerek önemli bir ayrım yaparak tarihe geçmiş Mevlana'dan etkilenmiş önemli bir düşünürdür . Fransız düşünürün hakikata ulaşmak için izlenecek yollarla ilişkin yaptığı ayrım fevkalede önemli ve orjinaldir. Ne dediğine yani akıl ve kalp arasındaki ayrımı nasıl yaptığına bakacak olursak: "Gerçeği sadece akıl yoluyla değil, dahası kalp yoluyla da biliriz. Bu 2.yol dolayısıyladır ki, ilk prensiplerden haberdar olmuşuzdur ve bunda hiçbir payı olmayan akıl yürütmenin onlarla boy ölçüşmeye çalışması beyhudedir"ya da şöyle: "Prensipler hissedilir, önermeler ise sonuca bağlanır. Tanrı önerme değildir. Ne sonuca bağlanabilir, ne de çıkarıma tâbi tutulabilir. Tanrı'yı ispatlamakla sevmek arasında muazzam fark vardır. Ve Pascal'a göre Tanrı'yla ilgili sahip olabileceğimiz tek bilinç, onu sevmeye dair olandır. Bilgi bilimin işidir, iman ise inanç ve kalp düzeninin. Bu tartışmada Tanrı bilinciyle ilgili çok önemli bir metafizik kavga saklıdır. Ve bu kavganın önemi çok büyüktür, "kim olduğumuza dair kendimiz bize 1 şey öğretemiyorsa, bunu öğrenebileceğimiz tek merci Tanrı'dır. Kalp düzeni, aşkla dolu gerçek 1 Tanrı bilincine ulaşmamızı sağlar. [ Blaise Pascal, Düşünceler 680.fragman ]

Bu girizgahtan sonra bizim asıl fikirlerini aktararak henüz tanımayanlar için bir fikir vermesi adına inançlı dul bir kadın olan annesinin dualarıyla hidayeti bulduğuna inanan Roma döneminde yaşamış hem öğretmen hem rahip hem de bir Hristiyan ilahiyatı oluşturacak kadar kendine özgü düşünceleri ve tarihte yeri olan Aziz Augustinus'un itiraflarının bir bölümünü sizlere aktarıyoruz. 

"Gizemli inayetin sayesinde Tanrım, senin elin hep üzerimdeydi, ruhumu hiç terk etmedi.Tanrı insanın adımlarına yön verirse insan da doğru yolu bulabilir. Senin elin yarattığını yeniden diriltmedikçe kim kurtuluşa erişebilir ki?

İçinde durgun 1 su birikintisi değil, sürekli 1 kaynak oluşturmak için ne
yapmalısın? Özgürlüğüne, sevecenlik, yalınlık&alçak gönüllülüğe sıkı sıkıya bağlı kalmalısın.Evrenin varlığını bilmeyen, kendisinin de nerede olduğunu bilmez.Evrenin hangi amaçla varolduğunu bilmeyen, dünyanın ne olduğunu bilmediği gibi,kendisinin kim olduğunu da bilmez. Bu sorunların yalnızca birini bile geçiştiren kişi, kendisinin ne amaçla doğduğunu da bilmez.Peki, ama kendilerinin nerede ya da kim olduklarını bilmeksizin,alkışlayanların övgüsünden kaçan ya da onun ardına düşen kimse hakkında ne diyeceksin?

Seni doğru yola yönelten birine hak vermenin & fikrini değiştirmenin özgürlük belirtisi olduğunu anımsa. Çünkü bu senin, kendi yargına, dolayısıyla kendi usuna uygun olarak gerçekleştirdiğin kendi eylemindir. Madem ki, düşüncen sana bağlı, bunu niye yapıyorsun? Eğer başkasına bağlıysa kimi suçlayacaksın?
Atomları mı yoksa Tanrı'yı mı? İster birileri olsun, ister ötekiler, saçma bir şey olurdu bu. Hiç kimsemeyi suçlamamalısın.Eğer elinden geliyorsa, insanı düzelt;gelmiyorsa sorunun kendisini; onu da yapamıyorsan, suçlamak neye yarar? Çünkü hiçbir şey amaçsız yapılmamalı...

Dine hiçe sayan gururları yüzünden senin ışığından uzaklaşıyor ve ondan
mahrum kalıyorlar; gelecekte güneşin ne zaman tutulacağını bilseler de o an
kendi tutulmalarının farkına bile varamıyorlar.Çünkü bütün bu araştırmaları yapacak aklın nereden geldiğini inançlı 1 yürekle araştırmıyorlar. Senin onları
yarattığının farkına varsalar bile yarattıklarını kendine saklarsın diye sana teslim olmuyorlar. Sanki kendi kendini yaratmışlar gibi, kendilerini Sana kurban olarak sunmuyorlar.Kuşlar gibi azametle yükseklerden uçuyorlar, denizdeki balıklar gibi merakla enginlerin en gizli köşelerinde geziniyorlar, şehvetlerini otlaklardaki hayvanlar gibi semirtiyorlar, ama 1 türlü kibirlerini Sana kurban etmiyorlar.Oysa kibirlerini Sana kurban etmiş olsalar Tanrım, Senin o herşeyi yakalayıp yutan ateşin onların bu gelip geçici arzularını da yakıp yok edecek ve onları ölümsüz olarak yeniden diriltecektir.

Sen bize sadece nefsimize hakim olmamızı buyurmadın, aynı zamanda adil olmamızı da buyurdun; yani bazı şeyleri sevmekten uzak durmamızı ve bu sevgimizi başkalarına ihsan etmemizi. Sen yalnız seni değil, komşumuzu da sevmemizi istedin. Sana yalvarıyorum Tanrım, beni kendime göster ki, benim için dua eden kardeşlerime kendi benliğimde ne yaralar keşfettiğimi itiraf edebileyim. Kendimi daha derinden yeniden sorgulamalıyım. Ben övüldüğümde komşumun selameti için heyecan duymam gerekiyorsa, niçin başkası haksız yere karalandığında kendim karalandığında üzüldüğüm kadar üzülmüyorum? Niçin bana yapılan hakaretler canımı yakıyor da, gözlerimin önünde başkası haksız yere aynı hakaretlere maruz kaldığında o kadar canım yanmıyor? Yoksa bunu da mı bilmiyorum? Kendimi aldattığımdan olmasın, senin huzurunda yüreğimle ve dilimle doğruyu uygulamadığımdan mı? Beni bu çılgınlığa düşürme ya Rab, n'olur dilimden dökülen sözler günahkârın başıma süreceği yağ olmasın. Doğru insan bana vursa iyilik sayılır, azarlarsa başa sürülen yağ gibidir. Başım reddetmez onu. Çünkü duam hep kötülere karşıdır.

Ey iyiliklerin Tanrısı, sana döndür bizi, göster yüzünü, göster ki, kurtuluşa erelim. Çünkü insan ruhu nereye dönerse dönsün Sana dönmedikçe acılara çarpacaktır yüzünü. Güzelliklere dönmüş olsa bile farketmez, bu güzellikler senin dışında ve kendi ruhu dışındaysa sadece acılara çarpacaktır yüzünü. Zaten Sen olmasan bu güzelliklerin hiçbiri olmazdı.

Ey yüreğimin ışığı, ruhumun ağzının en iç ekmeği, zihnimi düşüncemin derinlerine bağlayan güç: Neden Dünyayı dost tutan hep Sana [Tanrı] vefasızlık eder…

Tanrı'ya aşk, ruhun mekanla sınırlı olmayan, iç benliğindeki hiç sönmeyen ışığa, zamanın dağıtamadığı sese, rüzgârın dağıtamadığı bir rayihaya, yendikçe tükenmeyen ekmeğe, doydukça kenetlenen kucaklaşmaya aşık olmaktır."
[ Aziz Augustinus / İtiraflar]

M.Mücahit DEMİR/Ülkepostası 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum