SON DAKİKA

escort izmirescort bursaizmir escortistanbul bayan escortantalya escort bayanizmir escort kızlarizmir bayan escortbursa escortbursa escort bayanistanbul escortgaziantep escort bayanescort istanbulistanbul escort bayan

Bu Misyoner İlahiyatçılar hakkında yanılmamışım?

Bu yazıda ortaya konulan 14 maddede belirtilen kısımlara ait kanaatlerimi müsadenizle bir uzman edasıyla değil, bu konuda üzüntülü birisi olarak madde madde belirtmek istiyorum.

Bu haber 01 Temmuz 2017 - 22:44 'de eklendi ve 4065 kez görüntülendi.

Prof. Dr. Ebubekir SOFUOĞLU / Ülke Postası
Geçen hafta kendimce, MÜSLÜMANLIĞINDAN UTANAN İLAHİYATÇI KILIKLI MİSYONER İLAHİYATÇILARDAN bahseden bir yazı kaleme almıştım. Kendimi temize çıkarmak için söylemiyorum ama birçok kişi hatta bir arkadaşım KABE’den arayarak, tebriklerini iletmişti. Bunu söylerken memnuniyetimi değil, bu tür ilahiyatçılarla ilgili toplumda var olan olumsuz algıyı duymuş olmakla, üzüntülerimi, bu durumun vahametini ifade etmek adına söylüyorum.

Burada belirtilen 14 madde üzerinden kanaatlerimi yazmaya çalıştım, bir bakıma uzun oldu ama yer müsait olmadığı için kısa olduğunu, daha başka bir çok ilave açıklamalar yapılabileceğini söylemeliyim.

Bu yazıyı yazmamdan kısa bir süre sonra Diyanet İşleri Eski Başkanlarından Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun yazdığı iddia edilen bir yazıyla karşılaştım. Öncelikle bu yazı Sayın Bardakoğlu’na ait değilse, hitabım da ona değildir hatta ona ait olsa bile hitabım yine ona ait değildir. Hitabım BU ANLAYIŞA’dır. Dolayısıyla yazıyı ele alırken, Sayın Bardakoğlu diye değil, YAZI’da belirtilene göre YAZAR’a göre diyerek ele alacağım.

Bu yazıda ortaya konulan 14 maddede belirtilen kısımlara ait kanaatlerimi müsadenizle bir uzman edasıyla değil, bu konuda üzüntülü birisi olarak madde madde belirtmek istiyorum. Karartılmış yazılar Sayın Bardakoğlu’na ait olduğu ifade edilen yazıya aittir.

1. İslam dini dünyada yaşansın diye gönderildi, ahirette değil. Yani dünyayı terk et, hiçbir şey yapma, ahirette kazanırsın mesajını vermiyor. Müslümanlar dünya-ahiret dengesini yitirdiler.

Bu anlayışa sahip çok az Müslüman vardır. Böyle kaç tane Müslüman gösterebilirsiniz. Bu suçlama ne yazıkki EZBERDEN okur gibi her zaman yapılan genel bir suçlamadır ki tam tersini bu satırların yazarı bile birkaç kez söylemiştir. Müslümanlar Dünyevileşti(aşağıda 8. madde) diye o kadar çok suçlama yapılmaktadır ki bu bile şu 1. Maddedeki ithamın çok az kişiyi kapsadığını ortaya koyar.

2. Biz Müslümanlığı sadece inanma ve namaz, oruç, hac gibi belli ritüelleri yerine getirme olarak algıladığımız sürece bu mahcup edici durum devam edecektir.

Bu anlayışta da kaç tane Müslüman gösterebilirsiniz. Bir diğer nokta burada suçlanacak kesim MÜSLÜMANLAR değil, İslamı bu ibadetlere indirgeyen SEKÜLER kesimlerdir ki Yazarın SEKÜLER kesimleri suçlamaya gücü yetmez sanırım. O yüzden de Müslümana vur bakayım vurabildiğin kadar. En azından yukarıda sayılmayan bir örnek olarak Müslümanlar resmi nikahın yanında MUTLAKA DİNİ nikahlarını yaptırarak İslâmın diğer konulardaki hassasiyetlerine de dikkat etmeye çalışırlar. Sadece bu örnek bile bu suçlamanın yanlış olduğunu ortaya koyar ki yer müsait olmadığı için yazamıyorum, birçok örnek verebilirim, sizlerin de aklına gelir.
Öyle her önüne gelen, Müslümanları işlemedikleri suçlardan yargılamamalı. Bir de siz İlahiyatçı olarak İslâmın bu hükümlerine, tıpkı Aşağılık kompleksinden kurtulamayan Batıya hayran eksik aydınlar gibi RİTÜELdiyemezsiniz. Bunlar İslamınHÜKÜM’leridir, RİTÜEL’i değil. Aynı manaya gelse bile siz İslâmi Söylemleri kullanmak zorundasınız.

3. Ortadoğu toplumları barut fıçısı gibi. Birbirlerine duydukları öfkeyi mezhep, din duyarlılığı veya öteki üzerinden dile getiriyor, onlar üzerinden kimlikler şekilleniyor. Toplum olarak ayrıştığımız, artık birbirimize öfke duyduğumuz doğrudur. Bunlar sosyal birlik beraberliğimiz açısından alarm noktalarıdır.

Ortadoğu’da bu tür sıkınıtılar olduğu doğrudur ama Ortadoğu’yu Barut Fıçısı haline getirenler çağdaş Lawrens fonksiyonlu Batılı fitnedir. Ortadoğu’yu bu hele getirenler Müslümanlar olmadığı için suçlanacak olanlar da Müslümanlar değildir. Evet Müslümanlar da kanmasınlar ama Nasrettin Hoca’nın “hırsızın hiç mi kabahati yok” mantığıyla ne yazıkki BATILI FİTNECİLERE YÖNELİK BİR TEK KELİME SUÇLAMA yoktur. Ne olacak en zayıf olan Müslüman, arkasını arayan da yok, vur gitsin. Siyonizme, Batılıya yönelik gördüğünüz gibi birtek suçlama yoktur. Yürek ister biraz Batıyı, Batılıyı yani asıl suçluya hitap etmek.

4. Serbest pazar mantığıyla fetva arayan, müşteri memnuniyetine göre fetva verenler kapladı ortalığı. İslam âlimlerinin içinde yaşadığı hayatla ve gerçekliklerle bağı koptu. Üçüncü, beşinci asırda yazılan kitaplardaki bilgileri tekrar ederek insanlara dini anlattığımızı düşünemeyiz. 50 küsur İslam ülkesi var, paramparçayız.
Serbes Pazar fetva ne imiş, kimse yuvarlak-belirsiz konuşamaz, konuşmamalı. Neymiş bu serbes Pazar fetvaları, örnek versin bakalım ve elbette yanlış fetva veren olur ama, tüm İslam Dünyası böyle yapıyormuş gibi ifade kullanılamaz. Kim veriyormuş ve hangi fetvalar serbes Pazar imiş ve sayıları ne kadarmış, belirtmelisiniz. Böyle genel bir suçlama ile mahkemeye gitseniz, mahkeme sizi suçlu bulur. Ki bu yazı, akademisyenin kaleminden çıktığı iddia edilen bir yazı. Müslümanların sözüm ona acziyetini ele alan bu satırların yazarı aslında kendi anlayışını gözden geçirmelidir.

3.-5. Asırlardaki bilgiler derseniz KURANI KERİMİ de tartışmaya açarsınız. Bilgiler genel olarak asırlara göre tasnif edilemezler. Doğruluk ya da yanlışlıklarına göre tasnif edilirler ve bu tasnifi yaparken de yanlış olan BİLGİNİN ya da BİLGİLERİN KENDİLERİNİ söylemek zorundasınız, böyle yapamazsanız 3.-5. Asırlardaki bilgilerin tamamını tartışmaya açmış olursunuz ki az önce dediğim gibi KURANI KERİMİ bile tartışmaya açmış olursunuz. Ve kimse de sadece 3.-5. Asırlardaki kitaplarla yetinmemektedir. Sadece örnek almaktadır ki bu da yanlış değildir. Unutulmamalıdır ki TARİH ONU ANLAMAYAN APTALLAR İÇİN TEKERRÜR eder. O zaman aynı mantıkla devam edersek hiçbir tarihi metni dikkate almamalıyız.

Çünkü 3.-5. Asırlarda hatta daha gerilerde kaldılar. Tarih de sadece siyasi olayların tarihi olmaz, hukukun da tarihi vardır ki geçmişte karşılaşılan örnek hukuki olaylar birer veri olarak toplumlara örnek olaylar sunarlar. Bir de kastettiğiniz Hicri mi Miladi mi. Miladi ise o dönemde henüz İslâm gelmemişti. Daha ne demek istediğinizi bile tam anlatamıyorsunuz

Öte yandan 3.-5. Asır hatta Milattan önceye ait Sokrates, Aristo, Platona ait Batılı kaynaklar kullanıldığında sorun yok. Neredeyse tüm İlahiyatçılar gerine gerine onlara atıflar yaparlar ama sıra İslâm Alimlerinin kaynaklarına gelince 3.-5. Asırlarda yazılan kitaplar denilip aşağılanır öyle mi.

Ayrıca 3.-5. Asırlarda yazılan kitaplar diye yazıp aşağılanacaksa, bundan sonra hiç kimse tarih kitaplarına müracaat etmemeli, 3.-5. Asırlarda yazılan kitaplar bunlar, değil mi? Yine hiç kimse geçmiş dönemlerde ilmi konularda ne konuşulmuş ne gibi tartışmalar yapılmış diye, bu tür İLAHİYATÇILARIN KURANI KERİM kadar kıymet verdiği Batılı Filozofların kitaplarına da değer vermemeli.

Bir kez yazarın çok net bilmesi gereken bir şey vardır ki; İslâm Dünyası işgal altındadır. Kimi İslâm Ülkeleri bizzat Batılıların işgali altındadır kimileri ise bir Batılıların uşaklarının dolaylı ama yine de işgali altındadır. Yazar işgalcileri suçlayacak yerde işgal altındaki mazlum Müslümanları suçlamaktadır.

50’midir, yazar bunu saymış mıdır bilmiyorum. Bu kadar İslâm Devleti olmasının birinci derecede suçlusu MÜSLÜMANLAR değildir. Evet Müslümanların da suçlu olduğu yerler vardır elbette ancak Birinci DERECEDE SUÇLU BATILI FİTNE olmasına rağmen, burada da BATILILARA YAPILMIŞ tek bir kelime suçlama yoktur. Çünkü, bugün, teknolojik, siyasi, iktisadi üstünlüğünden kaynaklanan avantajla gözlerimizin önünde kan gölüne çevirdiği İslâm Dünyasını bu kadar parçalara ayıran BATI’dır. Bilmiyorsanız okuyun, yoksa iftira atmış olursunuz.

5. İslam barış dinidir diyoruz ama kimseyi inandıramıyoruz, çünkü birçok yerde Müslümanlar birbirinin boğazını sıkıyor. Birbirinin Müslümanlığını beğenmez oldular, birbirini itham ve tekfir ederek sürekli camdan aşağı atmakla meşguller.

Bu satırları yazanın şu an yaptığı gibi. Kendisi suç saydığı fiili, sadece ve sadece Müslümanları aşağılamakla zaten işliyor o da kendi gibi olmayan Müslümanları beğenmiyor, aşağılıyor. Yoksa, dikkatli bakın lütfen Müslümanlardan başka aşağıladığı kimse var mı? Ki bu suçlamaların muhatabı da Müslümanlar değildir. Kendi başına bırakılmış hangi Müslüman birbirinin boğazını sıkar. İngiliz Fitnesinin karıştığı son dönem ve bazı sapık istisnai görüşler hariç Osmanlı Devletinin egemen olduğu Dünya’da Müslümanlar arasında bu denli fitne var mıydı? Bu tür fitnelerin ürünü olarak bugün DAEŞ, EL KAİDE, BOKO HARAM, ŞEBAB gibi örgütleri kuranların Batılılar olduğu resmen olmasa da birçok kaynak marifetiyle anlaşılmış durumda değil midir?

Hatta ABD’nin resmi 45. Başkanı Trump bile DAEŞ’in Amerikalılarca kurulduğunu kendi ağzıyla söylememiş midir. Buna rağmen tekfirci sınırlı ve sayıları az grupların olması sebebiyle neden hala tüm Müslümanlar suçludur. Bunun dışında yine tekfirci grup vardır ne yazık ki ama burada da Batılı Fitnenin istihbari çalışmalarını nasıl göz ardı edebiliriz. Türkiye’de Müslümanların bir kısmının birbirlerini suçlamalarının bir sebebi olarak da tek parti döneminde yaşanılan sıkıntılar olduğunu da unutmamak gerekir. Dini her türlü ibadetleri, kiminin yasaklandığı kiminin dönüştürüldüğü ortamda Türkiye Müslümanları ortak bir dil geliştirememişse bunun suçlusu, ortaya koyduğu dönüştürdüğü İslâmla tek parti iktidarıdır, Müslümanlar değil.

Müslümanlara birbirinin boğazını sıktıran da Batı, küresel fitne değil midir? Ayrıca, Dünya’da birbirinin boğazını sıkan Müslümanlar mıdır sadece, küresel fitne değil midir? Brezilya, Venezuele, Bolivya vs bugün küreselcilerin yaktığı fitne ateşi ile kaynamaktadır. Bu ülkelerde Müslümanlar mı yaşamakta ve bu fitnenin ortasındadır. Küreselcilerin fitnesi olan İslâm Dünyasındaki karşılıklar, nasıl Müslümanların üzerine yıkılabilir. Burada da Müslümanlar suçlanmakta BATI’lı fitneye tek eleştiri yapılmamaktadır.

6. Her şeyin altüst olduğu, fırsat eşitliğinin olmadığı, işgaller altında umutların tükendiği, siyasal katılımın olmadığı toplumda sadece din anlatarak insanları mutlu edemeyiz. İslam dünyası acilen bilgi, çalışma, üretme, temizlik, sosyal barış, sosyal adalet, insan hakları, kadın hakları, çevre, özgürlükler, ötekinin hakkı gibi temel konularda zihnini durultmak ve bu konularda mesafe almak zorunda. İslamiyette ibadet sadece kıldığımız namaz değildir. İnsanlığa, dünyanın imarına, sulha, barışa hizmet eden her davranış ibadettir.
Burada baya baya Küresel Fitneye gönüllü hizmetçilik vardır. Hepsini tek tek ele almak mümkün ama yerimiz yetmeyeceği için sadece bir-iki tanesini ele alalım ki bu çok vahim durumdur. Bugün HDP başta olmak üzere Gezi Fitnesini ateşleyen tüm marjinal grupların “bilgi, çalışma, üretme, temizlik, sosyal barış, sosyal adalet, insan hakları, kadın hakları, çevre, özgürlükler, ötekinin hakkı” gibi kavramlar üzerinden Türkiye’de oluşturulmaya çalışılan Fitneyi, bu kez bu satırların yazarı adeta gönüllü olarak taşımaktadır.

Hele hele Kadın Hakları ve Çevre gibi meseleler bu gibi fitne gruplarının özellikle istismar ettiği, bu kavramlar üzerinden ahlaksızlığı yaygınlaştırmaya böylece de toplumu ifsat etmeye çalıştığını gördüğümüz şu günlerde mesleği İlahiyat olan yazar da bu fitnenin değirmenine su taşımakta değil midir?

Bu yazar Müslümanları suçlamak yerine hangi Müslümanın(Modernizmle kirlettiğiniz Müslümanı kastetmiyorum) kadını ve çevreyi nasıl ifsat ettiğini örnek örnek, net, somut bir şekilde söylemek zorundadır. Yuvarlak, genel suçlamalar iftira hükmünde kalır.

7. Gönlüm isterdi ki, evrensel ilâhî din olan İslam’ın günümüz uleması dünyada kanıksadığımız bunca eşitsizlik, sömürü, adaletsizlik, güçlü ve egemenin oldu bittileri karşısında hakkın sesi olsun, her türlü ayırımcılığa karşı çıksın, bizlere hepimizin Âdem’in çocukları kardeşler olduğumuzu, insan olarak eşit ve değerli olduğumuzu, insanca bir hayatın hepimizin temel hakkı olduğunu hatırlatsın. Ama öyle olmadı ve olmuyor. Olup bitene eleştirel baktığımızda bunu açıkça görüyoruz.

Sizin gibi İlahiyatçıların olduğu bir Dünya’da ne yazıkki bu olmayacak çünkü siz bu çağrınızı, sizin ifadelerinizle “eşitsizlik, sömürü, adaletsizlik” yapan Batılılara değil, bunlara maruz kalan mazlum Müslümanlara yapıyorsunuz.

Yanılıyor muyum yoksa?, Varsa söyleyin. Hitap ettiğiniz başka kesim var mı bu yazıda?

Bir de üstelik “Âdem’in çocukları kardeşler olduğumuzu” ifadesi canımızı çok yakan FETÖ fitnesinin en çok kullandığı söylem olmakla, bu ifade İnşallah bu amaçla kullanılmamıştır. “Âdem’in çocukları kardeşler olduğumuzu” İslâm Dünyasını kana bulayan bu Batı bilmiyor mu? Neden bu çağrıyı Müslümanlara yapıyorsunuz?
Birçok Batı ülkesine gittim. Batıda, kimseden “Ademin çocukları kardeşler” ifadesini duymadım. Onların yapmadığı çağrıları, onlara yalvarır gibi yaklaşımları hep biz mi yapacağız. Onlar burunlarından kıl aldırmazken, hep ezilen Müslümanlar mı alttan alacak. Bu nasıl bir mantıktır.

Her ne kadar “Âdem’in çocukları kardeşler” isek de Allahu Teala bunu bilmiyor mu da bize:
Diyanet İşleri (5/MÂİDE-51: Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez
Mealindeki ayetle, dostlar edinmeyin emir veriyor. Hoş düşman da olun demiyor elbette ancak Allahu Teala Kuranı Kerimindeki bu ayetle bizi onlardan uzak tutmaya çağırırken, siz ne demek istiyorsunuz? Bu nasıl bir iştir? İçten içe yeni bir FETÖ fitnesiyle karşı karşıya mıyız yoksa?
8. Bugün birçok dini cemaat birer ekonomik sektöre dönüştü. Unutmamalı, Türkiye’de dini gruplar kamusal alana sirayet etmeye başladığı, kapalı ve kayıtdışı olup kendilerine göre dini eğitim vermeye başlarsa sorun büyür, FETÖ’deki gibi. Ülke benzeri oluşumlara gebe demektir.
9. Dini cemaat ve tarikatlar siyaset, kamusal alan, yaygın din eğitimi ve ticaretten elini çekip kendi asli ve sivil hizmet alanlarına çekilmezse, kayıtdışılıktan çıkıp şeffaf ve denetlenebilir olmazsa yeni maceralar yaşamamız kaçınılmaz görünüyor.

8 ve 9.ncu maddelere birlikte cevap vereceğim.
Bu iki madde ile 2. Madde belirttiğiniz“Biz Müslümanlığı sadece inanma ve namaz, oruç, hac gibi belli ritüelleri…” ifadesiyle çelişiyorsunuz. Demekki Müslümanlar İslâmı, sadece sizin ne yazıkki RİTÜEL dediğinizHÜKÜM’leriyle sınırlandırmış değil, bunu burada siz kendiniz bile söylemiş oluyorsunuz.

Öte yandan hangi Cemaat tarafından Ekonomik açıdan istismar edildiniz, hangi cemaat(tabirimi mazur görün) sizi kazıkladı da böyle tüm Cemaatleri zan altında bırakıyorsunuz. Beyefendi; Siz, ben ve şu an yaşayan tüm Müslümanlar yokken Cemaatler vardı. İslâmı bize bugünlere kadar Cemaatler getirdi. İslâmı bugünlere kadar getiren Cemaatleri suçlayarak yeni bir fitne başlatmış olmuyor musunuz?

Hangi Cemaate verilmiş 5 kuruşunuz vardır. Ya da kaç kişi cemaatlere yardım yapıyor. Veya Cemaat olarak bu insanlar kaç kişinin kapısına, kaç kez gidebilecekler.

Veya hep aynı zenginlerden para toplamak kolay mı, o zenginlere yazık değil mi?

Ne olur, Cemaatler aldatmadıkları sürece bir yandan ticaret yapsa, mahzuru mu olur?

Elbette Cemaatler içinde ticarette aldatanlar da olabilir. O zaman onları ayıklarsınız. Ticaretlerinde aldatanlar oldu diye Cemaatlerin tamamını suçlamak haksızlık değil midir?

Ticaret haram mıdır? Allahu Teala Kuranı Keriminde ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadislerinde ticareti tavsiye etmemiş midir, helal etmemiş midir?

Ya da ticaret herkese serbes de Cemaatlere mi yasaktır?

Cemaatlerle alıp veremediğiniz başka bir şey var da açıkça söyleyemiyor musunuz?

Nedir bu Cemaat Düşmanlığı?

Güya FETÖ üzerinden suçlama yapıyorsunuz ama 15 Temmuz sonrası tasfiyelerin en çoğunun yaşandığı kurumlardan biri de Diyanetti ve siz yıllarca bu kurumun başındaydınız. O zaman dikkatiniz nerelerdeydi?

“Dini cemaat ve tarikatlar yaygın din eğitimi ve ticaretten elini çekip kendi asli ve sivil hizmet alanlarına çekilmezse” ifadesi TAM BİR SEKÜLER yaklaşımdır. Bu ifade Seküler, Ateist din düşmanlarının da sıkça kullandığı ifadelerdir. Bir ilahiyatçı olarak onlarla nasıl da aynı söylemi kullanabiliyorsunuz? Bir Cemaatin yaygın din eğitimi vermesi sizi nasıl rahatsız etti acaba?

10. Din artık melankoli ve gözyaşı olarak sunuluyor ve algılanıyor. Böyle bir din anlayışı sizi dünya sahnesinde yukarı çeker mi? Hazreti Muhammed’in hayatını öyle bir anlatıyorlar ki, öyle bir hayatın örnek alınması ve yaşanması mümkün değil. Bugün İslam dinini gizemli, esrarengiz bir din olarak sunanlar, asılsız kutsallıklar üretenler aslında kendi din ticaretleri için müşteri artırımı peşindeler.

Bir kez İlahiyatçı olarak “melankoli”gibi İngilizce-Latince kökenli yabancı kelime kullanmamalısınız. Bizim kelimelerimiz dertlerimizi anlatmaya yeter. Ancak kavramlar açısından da bu tür kelimeleri kullanmakla YENİK, EZİK olduğumuzu kabullenmiş olmaz mıyız? Onlarda olup da bizde olmayan hangi kelime vardır da onların kelimelerini kullanmaya devam ediyoruz. Meramımızı anlatırken o duygu veya olayın ya Türkçesini ya da toplumun bildiği İslâmi Kavramı kullanmalısınız. Mesleğinden utanan tipik İLAHİYATÇI tepkisi gibi, sürekliGÂVURCA kelimelerin tercih edilmesi ne yazıkki sosyal bilimciler arasında ağırlıklı olarak bu tür ilahiyatçılarda vardır.
“İman edenlerin Allah’ı zikredip anma ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine Kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu fâsık/ yoldan çıkmış kimselerdir.” (57/Hadîd, 16)

“Siz bu söze mi hayret ediyor, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız! Haydi Allah’a secde edip O’na ibâdet/kulluk edin!” (53/Necm, 59-62)

“De ki: ‘Siz ona (Kur’an’a) ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur’an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar. Ve derlerdi ki: Rabbimizi tesbih ederiz. Rabbimizin vaadi mutlaka yerine getirilir. Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar. (Kur’an okumak) onların huşûunu/saygı ve korkularını artırır.” (17/İsrâ, 107-109)
“Rasûl’e indirileni duydukları zaman, farkına vardıkları geçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: ‘Rabbımız! İman ettik, bizi (hakka) şâhit olanlarla beraber yaz.” (5/Mâide, 83)
“Eğer Biz bu Kur’an’ı bir dağa indirmiş olsaydık, muhakkak ki onu Allah korkusundan başını eğmiş, dağılıp parça parça olmuş görürdün.” (59/Haşr, 21)
Daha çok ayet sıralayabiliriz. Kuranı Kerimde bu kadar ayet varken siz nasıl bu denli ağlamak, ürpermek türü ruh hallerini “Din artık melankoli ve gözyaşı olarak sunuluyor ve algılanıyor” şeklinde ifadeyle bir de gizem, esrarengizlik, asılsız kutsallıklar diye sizin ithamlarınızla aşağılar hafife alırsınız. Siz nasıl bir İlahiyatçısınız?
Evet kimi insanların bir takım abartıları olmuş olabilir ama bu abartıyı nasıl olur tüm cemaatlere yayarsınız. Nasıl bir adalet anlayışına sahipsiniz? Unutmayın bu ülkede İslâm adına kimse yokken cemaatler vardı. Sizin de kurumdayken en hafif ifadeyle kadrolaşmalarından habersiz kaldığınız bu FETÖ fitne hareketi üzerinden nasıl olur de tertemiz cemaatleri de suçlarsınız.
Görüyor musunuz, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ifadesiye bu cimriyi. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ismi anıldığı zaman kendisine şefaat getirmeyeni cimri diye tanımlıyor. Gördüğünüz gibi sadece “Hazreti Muhammed’in hayatını” diyor. S.A.V dememek Peygamber Efendimize karşı yapılmış hürmetsizliktir.
11. “Din, acı, gözyaşı, melankoli ve menkıbedir” dedik. Ya geçmişe özlemle ya da bir kurtarıcı bekleyerek vakit geçiriyoruz. Bireyi ve birey bilincini, birey sorumluluğunu yok ettik. Başımıza geleni de hep “ya Allah’ın gazabı ya da ötekinin kötülüğü” diye anlattık. “Sen sadece dua et, hatta en etkili ve gizemli duayı ve zamanı bul yeter, bunlardan kurtulursun” diyerek piyangocu bir anlayışı besledik. Halkı böyle besleyince onlar da buna uygun hoca tipi istemeye başladı.

Yine, bütüne göre çok az olan istisnaları hariç tutmak kaydıyla, hiç kimse geçmişe takılıp bir kurtarıcı beklemiyor, kimse sadece duayla yetinmiyor. Ne yazıkki burada da Müslümanları itham ediyorsunuz.

Hele hele Medineye hicret edildiğinde Müslümanları birbirleriyle kardeş yaparak tek başınalıktan uzaklaştıran İslâmın bu ilkesinin tam tersine BİREYvurgusu yaparak, Batıyı perişan eden, Batıyı yalnızlaştıran, tek başına yaşamaya hapsedip hatta tek başına ölmesine sebep olan Batıdaki İNDİVİDÜALİZM AKIMI FİTNESİNİ Müslümanlar arasında meşrulaştırmak türü bu yaklaşımın İslâmla alakası yoktur. İslâmda bir insanın hukuku çok önemlidir, insan teki bu bağlamda elbette masundur, ancak Bireycilik akımını meşrulaştırırcasına vurguların İslâmda yeri yoktur. Batı bugün,BİREYCİLİK FİTNESİNDEN kurtulmaya bakarken, İlahiyatçılarımızın onların çöplüklerini bize taşımaya çalışmaları çok acıdır.

12. Böyle bir dini anlayışın, çocuklarımız, torunlarımız tarafından nasıl karşılanacağından emin değilim. Artık yavaş yavaş yol ayrımına geliyoruz. Çocuklarımız, torunlarımız sorguluyor, görüyor, biliyor. Bireyin olmadığı, kadın hakkı, insan hakkı, çevre bilinci, bilgi üretimi, sosyal adalet, hukuk, özgürlük, düşünce gibi temel değerlerin yeterince gelişmediği, sadece melankoli, sadece menkıbe, gözyaşı, ötekileştirme ve öfkenin yer aldığı bir din anlatımı İslamofobi’yi mahallemize indirecektir. Bizim çocuklarımız, torunlarımız da büyük sorular soracaktır.

Görüldüğü gibi burada da Birey, Kadın Hakkı, Çevre Hakkı Gibi fitne çıkarmak isteyenlerin ısrarla kullandıkları söylemler hakka hizmet etmezler. Elbette hakların her türlüsü kutsaldır(yanlış oldu herhalde size göre “Yücedir” mi demem gerekecek) ancak bu hakların ihlallerinden İslâm Dünyası değil Batılılar sorumludur.

13. Bizim din anlayışımız sığlaştı. Dindarlığı dar bir alana hapsettik. Müslümanlar şeklen dindarlaştıkça, dünyevileşmesi de artıyor. İslam, seccadeni ser ibadetle ömrünü geçir demiyor. Düşünce, bilgi, yararlı iş, temizlik, haklının ve mağdurun yanında olma, iyiliği destekleyip kötülüğü önleme, insanı insan olduğu için sevme hepsi ibadettir. Sadaka ve iane kültürüyle ya da retorikle bunları sağlayamayız.

Dikkat edin lütfen bu şahsın saldırıların temelinde hep İslâmi Söylem var. Gözyaşı, sadaka, iane(hayret nasıl oldu da burada İngilizce kelime kullanmadın), kutsal, dua, tevekkül gibi hep İslâmi Kelimelere hücum ediyor.
Müslümanların önemli kısmı namazlarını bıraktı, oruçlarını bile bırakanlar var, Modernizm adı altında Müslüman Kadınlar kıyafetlerini de İslami Ölçülerden uzaklaştırıyorlar, vücutlarına yapışan elbiseler giyiyorlar. İslam ülkelerinde alkol tüketimi, bahis oyunları hızla artıyor. Çocuklarımız öncelikle Televizyon ve İnternet sebebiyle hızla bizden kopuyor.

LGBTİ Fitnesi gelecekte çocuklarımızı tehdit edecek birincil tehlike haline gelmeye başladı. Özellikle BİREYCİLİK FİTNESİ SEBEBİYLE Geniş ailelerimiz çekirdek aileye, çekirdek aileler de parçalanmış ailelere dönüşüyor. Müslümanların önemli kısmı rahatlıkla faiz alıp vermeye alıştı.

Gençler Anne-Babalarından ayrı yaşamaya başladı. Ama bunların hiç biri beyefendiyi ilgilendirmiyor. Sanki İlahiyatçı değil de iktisatçı, Yani onun konusu değil. Müslümanı aşağılama sırası geldi mi birden İlahiyatçı kesilip Müslümanı aşağılamaktan bir dakika geri durmuyor ama.

14. Kuran’ı Kerim ile aramız açıldı. Kuran’ı Kerim’in bize verdiği öğütlere kulak tıkadık ve kendi yanlışlarımıza kendimiz fetva vermeye başladık

Fitnenin büyüğü de sona kalmış. Kuranla aramız açılmış bu doğru ve son derece üzücü. Peki nerede Hadis, Nerede Sünnet. Oraya neden vurgu yok? Vurgu yok, çünkü yalan hadisler gerekçe gösterilerek SÜNNET TASFİYE EDİLMEKTEDİR.

Buraya kadar bu şahıstan bir tane İslam Dünyasını bu hale getiren BATI ELEŞTİRİSİ duydunuz mu? Neden Batı eleştirisi yapmalıyız mı diyorsunuz? Çünkü İslam Dünyasının bu hale gelmesinin birinci derecede sorumlusuVAHŞİ BATI’dır. İslâm Dünyasına olan saldırılarını yüzyıllardır ve bugün bile devam ettiren BATI’dır, asıl suçlu.
Asıl suçlu Batıdır, ancak bu tür ilahiyatçıların hiçbirinden BATI eleştirisi duyamazsınız. Korkarlar. En büyük korkuları da bu tür sosyetik, seküler, Batıcı kişilerce aşağılanmaktır. İşin tuhaf yanı bu aşağılanmayı da ciddiye alırlar. Mesela sadece “ARAPÇA BİLİYOR” görünmekten utanırlar.

Dil bilmeyi Peygamber Efendimiz(S.A.V)tavsiye etmektedir ama bu tür ilahiyatçılar başka dil öğrenmeye, Arapça’dan başka dil de biliyorum vurgusu yapabilmek için kompleksten sıyrılmak için çalışırlar. Aşağılandıkları zaman kendilerini savunma yarışına girerler.

İsterseniz deneyin, bunların karşılarına seküler, Batıcı, küstah, süslü-püslü bir yakınınız olduğu halde bir çıkın bakın,SİZİ NASIL YALAYACAKLAR. Bir de bu tür İlahiyatçıların karşısına mazlum, hatta bir cemaat mensubu garip bir Müslümanla çıkın ve bakın, nasıl onaTEPEDEN BAKACAK, NASIL ONU AŞAĞILAYACAK.
HALBUKİ İLAHİYATÇILIK NE BÜYÜK BİR MEZİYETTİR.
İSLÂM İLMİ, İLİMLERİN EN ŞEREFLİSİDİR. KEŞKE İLAHİYATÇI OLABİLSEYDİM.

Prof. Dr. Ebubekir SOFUOĞLU / Ülke Postası

Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğluebubekir-sofuoglu@ulkepostasi.com
Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu Hakkım'da. 1968 yılında Adapazarı'nda doğdum. İlkokula Arifiye Arifbey İlköğretim Okulu'nda başladım. Lise eğitimimi Sakarya İmam Hatip Lisesi'nde tamamladıktan sonra, Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Tarih bölümünde bitirdim(1992). Yüksek Lisansını 'Genel Olarak ve Nizâm-ı Cedit Dönemi İtibariyle Osmanlı Sosyal Düzeni' (Sosyal Siyaset Anabilim Dalı) tezi ile İstanbul Üniversitesi'nde yapıp(1994), 1998 yılında 'Yeniden Yapılanma Sürecinde Islahatların Yeri ve I.Meşrutiyet' (Sosyoloji) tezi ile doktorasını Sakarya Üniversitesi'nde tamamladım. Hendek Meslek Yüksek Okulunda 2004 yılında yardımcı doçentliğe, 2008 yılında doçentliğe yükseldim. 2009 yılında Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne geçiş yaptım ve 2013 yılında profesörlüğe yükseldim. İngilizce, Rusça, Arapça, Boşnakça, Hırvatça ve Sırpça bilmekteyim. Evli ve 4 çocuk babasıyım.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.